Yürekdede ile Padişah Masalı

Yürekdede ile Padişah Masalı
115
A+
A-

YÜREKDEDE İLE PADİŞAH

Birkaç asır önce köylerden birinde Yürekdede ve eşi Ayşe Nine yaşarlarmış. Yürekdede ve Ayşe Nine yaylaya göç etmeye niyet etmişler. Bir yatak, bir çadır, bir iki erzak torbası ve birkaç sahanları olduğundan eşyalarını bir saatte toplayıp develerine yüklemişler ve yola çıkmışlar. Yolda bir su kenarında çadırlarını kurup mola vermişler. Akşama doğru bir grup atlı yanlarına geldiğinde misafirlerimiz geldi diye çok sevinmişler. Misafirlerini en güzel şekilde ağırlamak için sahip oldukları tek deveyi kesip yemek pişirmiş ve sofra kurmuşlar. Yedi kişiden oluşan bu misafirler aslında padişahın kendisi ve vezirleridir. Padişah tebdil-i kıyafet gezerek halkın sorunlarını anlamak istemiştir. Padişah, dedenin yüceliği karşısında ezilir ve onu şehre cuma namazına davet eder. Halkın gelip padişahtan ihtiyaçlarını istediğini, kendisinin de ne dileği varsa istemesini söyler. Padişah ve vezirleri memnun bir şekilde Yürekdede’nin yanından ayrılır. Yürekdede cuma günü sabah namazını kılar kılmaz şehre doğru yola çıkar.

Dereler tepeler dağlar aşılınca Yürekdede varmış şehre. Bulmuş Ulu Cami’yi. Orada bakmış ki kalabalık çok mu çok. Hayatında ilk kez görüyormuş böyle bir kalabalık. Ve bakmış birden insanların tümü bir tarafa doğru teveccüh eder, kaynaşır. Başını çevirmiş ki hemen biraz ileride padişah hazretleri. Kimi bir iki laf etmek ister onunla, kimi bir dilekçe uzatır. İhtiyar bakakalmış şöyle. O hiç kımıldamayınca padişah da ona yaklaşır gibi olmasına rağmen, insanlar sarmış etrafını ve oradan uzaklaşır gibi olmuş. Kalabalık artıp birbirini ezercesine teveccüh ettikçe inzibatlar kimseyi incitmeden usul usul açarlarmış padişahın önünü.

İhtiyar öyle beklemiş.

— Bu kalabalıktan bize sıra gelmez, demiş.

Bakmış uzun uzun, ille de padişahın yüzünü görüp hafızasına almak istemiş. Dönüp anlatacak ya Ayşe Nine’ye. O böyle bakmıyor, bir yandan da:

— Ne kadar da çok ihtiyaç sahipleri. Bunların herhâlde tümü fakir mi fakir, dertli mi dertli. Hamd olsun her şeyimiz var, Allah’a şükür bize her bir şeyi bol bol vermiş (…).

Derken padişahın gözleri taa uzaktan kendisine takılmasın mı? Öyle bir utanmış ki hemen başını öne indirmiş.

— Eh demiş, göz göze geldik, bir kez. Bu da yeter bize. Allah’a şükür, bize böyle güzel, böyle adil bir padişah vermiş, gayrı gam yemem, iyi ki geldim de gördüm. (…)

İçeri girmişler. Gürül gürül okunmuş ezan. Namaz, hutbe derken huşu içinde kılınmış cuma. Tesbihat, derken sıra gelmiş duaya. Padişah el açmış Allah’a. Herkes ellerini açmış. Herkes dilemeye başlamış. Bir ara Yürekdede kulak kabartınca padişahın duasını duymuş. Şöyle diyormuş padişah:

— Ya Rabbi, sen kerimsin, rahimsin, yüceler yücesisin. Bana rızık ver. Bana sıhhat ver.

Şöyle dedi kendi kendine Yürekdede:

— Bunun da elinde bir şey yok. Ben de geldim ondan istemeye. Baksana o da bir başka padişahtan istiyor. Bense onunla sarayına gitmeye razı oldum. Bu doğru değil. Hemen çıkıp çadıra döneyim. Yol boyunca da, ağaçlarla çiçeklerle havayla suyla dost ola ola bütün hacetlerimi Allah’ıma açayım. Ben de yalnız ondan isterim. Yanımda şunun gibi ihsanı bol bir padişah da olsa, başkasından istemem. (…)

Yürekdede âdeta telaşla çıktı camiden.

Padişah, dua ederken bir ara Yürekdede’nin kulak kesilip başını uzattığını fehmetmişti. Onun acele acele kalkıp çıkışını da. Hiç sesini çıkarmadı. Yürekdede’yi tanımıştı. Onun niçin kalkıp gittiğini de anladı. Bu kez duasını nedametlerle doldurarak, gözlerinden yaşlar dökerek Allah’a yepyeni bir ruh ve tazarruyla yalvarmaya başladı. Bir yandan da:

— Yamanmışsın Yürekdede, yamanmışsın, deyip duruyordu içinden.

Ayşe Nine akşamın alaca karanlığı çökerken Yürekdede’yi, kalın ağaç asasını omzuna almış, dimdik gelirken sevinçle, yoluna çıktı.

— Selamünaleyküm güzel hatunum, can yoldaşım.

— Ve aleykümesselam beyim efendim. Hoş geldin, sefalar getirdin, kalbime sürur verdin, neşeler getirdin.

— Nasılsın, iyi misin? Bir yaramazlık yoktur inşallah.

— İyiyim Allah’a hamd ü senalar olsun. Seni gördüm de büsbütün iyi oldum, sevinç buldum. Bilmem ki Allah’a bu nimetlerinin şükrünü nasıl eda edeceğim.

Yürekdede’yle Ayşe Nine çadırın yanına kadar birlikte yürüdüler. (…)

(Yürekdede akşam olmadan Ayşe Nene yanına varır, şehirde yaşadıklarını bir bir anlatır. Ertesi gün yaylaya doğru yola çıkarlar, dinlenmek için bir su kenarında mola verirler. Yürekdede çadırı kurmak için toprağı kazdığında bir küp dolusu altın bulur. Altınları şehirdeki fakirlere dağıtır ve kendisine sadece küçük bir deve alır. Sevinçle Ayşe Nine’nin yanına döner.)

Cahit ZARİFOĞLU
Çocuklarımızla Atlara Biniyorduk

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.