Sosyal Çalışmacı Ünvan Değişikliği Sınavı Konular ve Çıkmış Sorular 11

Sosyal Çalışmacı Ünvan Değişikliği Sınavı Konular ve Çıkmış Sorular 11
66
A+
A-

Adli sosyal hizmet; yasalara, yasal konulara ve davalarla, hem ceza hem hukuki adalet sistemleri içinde ilgilenen ve çocuk refahı, çocuk velayeti, boşanma, suça itilen çocuklar, akrabaların sorumluluğu, refah hakları, zorunlu tedavi programları ve yasal yeterlilik konularını içeren uzmanlık alanıdır. Adli sosyal hizmet, sosyal hizmet uzmanlarının tanıkları hazırlamasına yardımcı olur. Ayrıca adalet sistemi içindeki diğer çalışanları sosyal refah konularında ve meslektaşlarını da yasalar konusunda bilgilendirir.

1930’lar ve 1940’lar arasında birçok psikiyatrik sosyal hizmet uzmanı duygusal rahatsızlıkları olan çocuklar, suça yatkın çocuklar ve suça sürüklenmiş çocukların tedavi edilmesi için işe alınmaya başlamışlardır. 1950’lerin sonlarına doğru ise ülke çapında 600’e yakın çocuk izleme merkezi bulunmaktaydı ve sosyal hizmet uzmanları mahkemelerde çalışmaktaydı. 1940, 1950 ve 1960’larda toplum merkezleri kuruldu ve çocuk suçluluğunu engelleme programları artış gösterdi. 1960’ların ortalarında şartlı tahliye alanında sosyal hizmet uzmanlarının yeni roller edindi. 1974 yılında ise bu alanda ilk resmi düzenleme olarak kabul edilen Suça Sürüklenen Çocuklar ve Çocukların Suça Sürüklenmesini Önleme Yasası kabul edilmiştir. Aynı yıl içinde çıkan çocuk istismarını önleme yasası ile Ulusal Çocuk İstismarı ve İhmali Merkezi kurulmuştur.

Adli sosyal hizmet uzmanları çocuk mahkemelerinde, aile mahkemelerinde, denetimli serbestlik uygulamalarında, kolluk kuvvetleri çocuk şube müdürlüklerinde, cinsel istismar mağduru çocuklar ile adli görüşmelerin yapıldığı “Çocuk İzlem Merkezlerinde” aktif olarak yer almaktadır. Adliyelerde sosyal hizmet uzmanları ayrıca “çocuk icrası” ile ilgili uygulamalarda yer alır. Denetimli Serbestlik uygulamalarında ise sosyal hizmet uzmanları “denetim görevlisi” olarak adlandırılmaktadır.

Onarıcı adalet anlayışı ile birlikte suça karşı daha farklı bir anlayış ve hem mağdur hem de toplumu kapsayan bir bakış sergilenmeye başlanmıştır. Onarıcı adaletin faillerin mağdurlara yaşattığı zararlar ve toplum arasındaki ilişkiye odaklanarak toplumun bağlarını güçlendiren bir değerler takımı vardır.

Sosyal hizmet mesleği ilk kez suç adalet sisteminin içinde, 19. Yüzyılın sonlarında çıkan ilk çocuk mahkeme kanununda görülmüştür. Sosyal hizmet mesleği, suçluların sosyal işlevselliklerinin değişimi ile ilgili spesifik bilgi ve beceriler geliştirmeye başlamış ve dahası sosyal hizmet bir meslek olarak ceza evlerine katkı sağlamaya başlamıştır.

Şartlı salıverme, tahliye işlemlerini düzenleme gibi ıslah işlemlerinde mahkûmların süpervizyonunu sağlamak için sosyal hizmet uzmanları görev almıştır. Mahkûmlar hakkında;

  • Suç geçmişi,
  • Bireysel gelişme,
  • Aile ilişkileri,
  • Okul geçmişi,
  • Ekonomik durumu,
  • Motivasyonu,
  • Hal ve hareketleri, ile ilgili bilgileri sağlamak için, hâkimler sosyal hizmet uzmanlarına güvenmeye ve uzmanlarının suçluların bireysel ve çevresel durumları ile ilgili değerlendirmesini şartlı tahliye ve tutuklama kararlarını belirlemede kullanmaya başlamışlardır.

Sosyal hizmetin insancıl prensipleri, suçluların adalet sisteminde tedavi edileceklerini ummaları gerektiğinin altını çizmektedir. Uygulamada, hâkimler sosyal hizmet eğitimi almış denetimli serbestlik çalışanlarının yardımını kullanmışlardır. Sosyal hizmet uzmanı adalet sistemi içindeki müracaatçılarının savunucusu olmalıdır.

Adli Sosyal Hizmet Uzmanlarının Olası Rolleri ve Aktiviteleri

  • Danışmanlık: Psikososyal danışmanlık, arabuluculuk ve grup danışmanlığı yapmak
  • Rapor Yazmak: Mahkeme raporları, sosyal inceleme raporları
  • Vaka Yöneticisi
  • Araştırmacı ve değerlendirici
  • Savunuculuk: Vakaları veya yasaları savunmak
  • Bilirkişi: Mahkeme tanımlığı

Sosyal hizmetin amacı doğrultusunda işlevselliği, çok yönlü ancak bütünleştirilmiş bir yaklaşımı gerektirmektedir. Güncel kullanımıyla generalist yaklaşım olarak tanımlanan bu bakış açısı çerçevesinde mesleki fonksiyonlar; danışmanlık, kaynak yönetimi ve eğitim olarak sınıflanmaktadır. Ceza adaleti alanında çalışan sosyal hizmet uzmanları, hukuk bilgisine, adli sosyal hizmet uygulamalarının bilgi, beceri ve değerlerine sahip olmalıdır.

Suçlu Profili; sosyolojik, psikiyatrik, psikolojik ve kriminolojik disiplinlerin bütününün bilgisiyle suç davranışının analiz edilmesidir. Suçlu profili oluşturmada amaç hedeflenen suçluların izlenmesi, kendileriyle görüşülmesi, ve suçluların muhtemelen işledikleri suçlarla ilgili sorgulanmalarına yardımcı olmaktır. Suçlu profili oluşturucusu devreye girerek şüphelilerin sayısını sağlıklı bilgiler ışığında daraltarak, suç olayının aydınlatılmasına katkıda bulunabilir.

Geçmişte Kriminologlar tarafından defalarca suçluları zekâ, ırk, kalıtım, yoksulluk, diğer biyolojik ve çevresel faktörler temelinde sınıflama girişimi olmuştur. Geleneksel suçlu profili oluşturulmasına yönelik farklı yaklaşımlar üç kategoriye ayrılabilir. Bunlar: Suçlunun Araştırılması (FBI) Yaklaşımı, Bilimsel İstatistiki Yaklaşım ve Kliniksel Uygulamacı Yaklaşımdır.

SUÇLU PROFİLİ OLUŞTURMADA FARKLI YAKLAŞIMLAR

  • FBI YAKLAŞIMI (The FBI Approach)
  • ORGANİZE ve ORGANİZE OLMAYAN SUÇLAR
  • İSTATİSTİKSEL YAKLAŞIM
  • KLİNİK PROFİL OLUŞTURMA YAKLAŞIMI

TÜRKİYE’DE SUÇLU PROFİLİ: Türkiye’de toplam suçluluk içerisinde adam öldürme, yaralama ve hırsızlık suçlarının oranı göreli olarak yüksektir. SUÇLU PROFİLİ OLUŞTURMA: Suçlu profili oluşturma metodunun yararlılığı kadar güvenilirliği konusu da tartışılmaktadır. Profiling bir suçun araştırılmasının başlangıç noktası olarak düşünülmelidir.

ADLİ SOSYAL HİZMETLER SUÇLU PROFİLİ OLUŞTURMA YÖNTEMİ’NİN NERESİNDE YER ALABİLİR? Sosyal Hizmet, çocuk suçluluğu alanında da gerek çocuğun suça yönelmesini önleme ve çocuğu koruma, gerekse suç davranışından sonra çocuğun toplumla bütünleşmesi sürecinde yapılacak çalışmalarda çok önemli bir role sahiptir

Adli Sosyal Hizmette Sosyolojik kuramlar;  

  • Sosyal Organizasyonsuzluk Kuramı,
  • Anomi Kuramı,
  • Alt-Kültür Kuramı,
  • Aykırı Birleşme Kuramı,
  • Aykırı Güçlendirme Kuramı,
  • Ayırıcı Fırsatlar Kuramı
  • Damgalama Kuramı

Sosyal Organizasyonsuzluk Kuramı: Suç olgusunu; gelişme bölgeleri (growth zones), suçluluk alanları (delinquency areas) ve çember teorisi (concentric zone) gibi kavramsallaştırmalar üzerinden analiz etmektedir. Burgess (1974)’e göre kentsel çevre yeni bir insan türü oluşmuştur. Bu yeni bir biyolojik tür değil; kentsel yaşam tarzının ürünü olan yeni bir kişilik türüdür. Kırsal bölgelerin samimi ve kişisel ilişkilerinin aksine, kentte yüzeysel ve maddi çıkara dayalı ilişkiler egemendir. Özellikle Burgess’in “çember teorisi” olarak bilinen teori şehri beş bölgeye ayırır. Bu bölgeler tek merkezli merkezi iş çevreleri bölgesinden, şehrin dışında oturanların yerleşim bölgesine doğru çemberler oluştururlar. Her bölgenin kendine özgü yapısı, kültürü, organizasyonu, kendine has sakinleri vardır.

Sosyal disorganizasyonun göstergeleri:

  • Yerleşimcilerin düşük düzeyde bir ekonomik yapıya sahip olmaları,
  • Aynı yerleşim yerinde çok farklı etnik grupların varlığı,
  • Yüksek düzeyde yerleşimci hareketliliği,
  • Ailelerin fonksiyonunu kaybetmesi ve
  • kentleşme (Bohm,1997:74;  Akt: Kızmaz, 2005:152).

Anomi Kuramı: Durkheim, anomi kavramını sapıcı davranışı açıklamada kullanmıştır; özellikle toplumda eşit olmayan süreçlerin yaşanması ile dezavantajlı gruplarda yer alan kişilerin avantajlı gruplara yönelik kıskançlık yaşaması olarak açıklamıştır . Durkheim tarafından ortaya atılan ve Merton tarafından geliştirilen bu kurama göre, anomi normsuzluk demektir. Eğer bir toplumdaki kültürel ve sosyal yapıda bütünleşme yetersizse, toplumca istenen davranışları engelleyen sosyal-yapısal özellikler geçerli ise anomiye doğru bir gidişten, yani normların yıkılmasından söz edilebilir. Belirli bir statüye sahip olanlar, toplumun koyduğu hedeflere meşru yollardan kolayca ulaşabilirlerken, belirli bir statüye sahip olmayanlar, aynı hedeflere meşru yollardan ulaşmakta zorlanmaktadırlar. İşte anomi söz konusu güçlüklerin, suçluluk da söz konusu anomik sosyal yapının bir sonucudur.

Bireylerin toplumdaki kurumsallaşmış süreçlere yeterince vurgu yapmadan başarı hedefine vurgu yapan kültüre adapte olabilmek için verdikleri tepkileri Merton beş bireysel adaptasyon türü:

  • uyum,
  • yenilik,
  • gelenekçilik,
  • çekilme
  • isyan olarak sınıflandırmıştır.

Alt Kültür Kuramı: Alt kültür teorilerini genel olarak, çocuk veya genç çeteler içerisinde yer alan alt sınıfa mensup bireylerin, sapma ve suçluluk durumları üzerine odaklanmış kuramlar olarak görmek mümkündür. Alt kültür kuramları, toplumda belli grupların veya alt kültürlerin suçu onayladığını veya en azından, suça neden olan değerlere sahip olduklarını ileri sürerler. Kuramın öncülerinden Cohen, suç alt kültürünün bir kural dizisi değil, saygın yetişkin toplumun normlarından farklılaşan hatta çatışan bir yaşam biçimi olduğunu söylemektedir.

Aykırı Birleşme Kuramı: Çeşitli alt kültürlerin bulunduğu toplumda, kimi toplumsal çevreler yasadışı etkinlikleri özendirme eğilimi gösterirken, ötekilerde bu eğilim bulunmaz. Kişiler, suç normlarını benimseyen insanlarla birlik olarak suça yönelirler. Bu kuram, ruhsal farklılıkların suçluları öteki insanlardan ayırdığı görüşüne karşıttır; kuram suç etkinliklerinin tıpkı yasaya uygun davranışlarda olduğu gibi öğrenildiğini, onlarla aynı gereksinim ve değerlere yöneltildiklerini ileri sürmektedir.

Aykırı Güçlendirme Kuramı: Sosyal davranış, başkalarının davranışının model alınması ve doğrudan şartlanma yolu ile elde edilir. Davranış, olumlu ödüller kazanıldığı zaman güçlendirir, ceza verildiği zaman kaçınılır (negatif güçlendirme). Davranış negatif uyarıcı (ceza) veya ödülün kaybedilmesiyle zayıflatılır.

Ayırıcı Fırsatlar Kuramı: Bu kuram Anomi ve Alt kültür teorisi, sosyal organizasyonsuzluk ve aykırılıkların birleşimi teorileriyle ilişkilidir. Bu teorinin varsayımları, genel olarak çocuk suçluluğu ve yetişkin davranışlarına uygulanmışsa da Coward ve Ohlin bu teoriyi özellikle çocuk suçluluğu alt kültürüne katılım biçimlerine yönelik geliştirmiştir. Grup desteği, onların yasal olmayan faaliyetlere katıldıktan sonra gelişen utanç, korku veya suçluluk duygularını yenebilmelerine yardım eder. Bireylerin suçlu alt kültürüne katılmaları aynı zamanda kişisel başarı kazanmalarını, onaylanmalarını ve doyuma ulaşmalarını sağlar.

Damgalama Kuramı: Kişiyi suçlu yapma süreci, etiketleyip, dışlayıp, yaptığı davranış konusunda onu bilinçlendirmek, onun şikayet edilen özelliklerini pekiştirmek şeklinde işlemektedir. Onlara göre insanlar, öğretmenler, polisler, komşuları, ebeveynleri ve arkadaşları tarafından bu şekilde etiketlendikleri için sapmış veya suçlu olurlar. Önceki kuramlar; “birey niçin suç işlemektedir” sorusuna odaklanırken, damgalama kuramı da, “niçin belirli davranışlar sapma olarak tanımlanmaktadır?” sorusuna yanıt arama çabası içinde olmaktadır (Marshall, 1999:212). Damgalama kuramı özellikle, davranışların illegal ve legal sınırlarını belirleyen kuralları ve hukuk sistemini sorgulamaktadır. Bu sebeple kuram, suç işleyen birey üzerinde değil, kuralları koyanlar üzerinde odaklanmaktadır.

Nötrleştirme Kuramı: Suçlu alt kültürü, işlediği suçu rasyonelleştirebilmesi açısından, kişiye gerekli tüm olanakları sağlamaktadır. Matza ve Sykes, bu “yaptığını haklı gösterme” durumunu, “Nötrleştirme Teknikleri” olarak adlandırmaktadırlar. Onlara göre genç birey, toplumun genel düzenine aykırı değer ya da davranış biçimlerini değil, bu nötrleştirme tekniklerini” öğrenmekte, bu suretle de suç işlemektedirler. Üçüncü olarak, nötrleştirme tekniklerini kullanan bireylerin çocuk ve yetişkin suçlu eylemlerine katılma olasılıkları yüksektir.

Nötrleştirme tekniği beş temel kategoriye ayrılmaktadır. Bunlardan ilki “sorumluluğu üzerine almamak”tır. Bu teknik aracılığıyla birey, suçundan çok, kendini suça iten faktörleri ön plana çıkartmaktadır. Bunlar, ailenin ilgisizliği, yakın çevrede yer alan kötü arkadaşlar, çevre şarlarının çok ağır olması gibi faktörler olabilir. İkinci temel teknik, “verilen zararın büyüklüğünü kabul etmemektir”. Burada suçlu, gerçekleştirdiği eylem yasalara aykırı olsa bile, karşısındakine önemli bir zarar vermediğine inanmaktadır. Üçüncü nötrleştirme tekniği mağdurun varlığını kabul etmemek ve onu yaralanmayı hak eden bir kişi olarak kabul etmektedir. Bu nötrleşirme tekniğine göre, yaralama gerçek bir yaralama değil hak edilenin yapılmasıdır. Dördüncü temel nötrleştirme tekniği, “suçlayanları suçlama” ya da “kınayanları kınama”dır. Matza ve Sykes’a göre suçlu çocuk, bu teknik aracılığıyla, dikkati kendi sapmış davranışlarından çok, bu davranışı ortaya ortaya çıkaran eğilimlerin nedenlerine çekmektedir.

Suça yönelme nedenleri dikkate alındığında;

MİKRO SİSTEMLER
Bireysel özellikler
Cinsiyet, yaş gibi gelişimsel özellikler
Aile yapısı ve yaşamı
Ebeveyn yoksunluğu
Düşük-sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyi
Tek ebeveynli aile-zayıf ebeveyn gözetimi
Yanlış disiplin kalıpları-çocuğun reddi
Aile içi şiddet-istismar-alkol/madde kullanımı-suç öyküsü

2010-2014 yılları arasında cinsiyete göre suça sürüklenen çocuk sayısına bakıldığında; 2010 yılında erkek suça sürüklenen çocuk sayısı 74.252 iken bu sayı kızlarda 9.142’dir. 2014 yılındaki duruma bakıldığında da suça sürüklenen erkek çocuk sayısı 102.493 olmasına karşın kızlarda suça sürüklenen sayısı 14.993’tür.

Mezzo Düzeydeki Sistemler
Akran grubu
Okul
Sosyo-kültürel çevresel etkenler
bir gruba dahil olma isteği,
oyun olarak algılama,
can sıkıntısı nedeniyle suç işleme gibi faktörlerin karşımıza çıktığı görülmektedir.

Çocuk adalet sistemi
Suça sürüklenen çocuk
Suç işleyen çocuklar için hapis ve idam cezaları (18. yy- 19 yy sonlarına kadar)
Gözetim ya da toplum içinde bakım

Alternatif kurum dışı uygulamalar” olarak tanımlanan rehabilite edici uygulamalar, suça itilen çocuğun işlediği suçun karşılığı olarak kapalı ceza infaz kurumlarına yönlendirmeden açık kurumlarda rehabilitasyonu hedeflemektedir. 14-18 yaş arasındaki gençlerin ve 14-21 yaş arasındaki gençlerin hafif ve orta ağırlıklı işledikleri suçlarda gençlik hakimi tarafından çocuğun belirli bir saat süresince ücretsiz olarak toplumsal bir kurumda çalışarak cezasını tamamlaması kararının verilmesidir.

Gözetme Talimatı: Bu programın amacı gencin 6 aydan 12 aya kadar, gençlik yardım kuruluşunda görevli bir sosyal hizmet uzmanı ile yoğun bir gözetim içinde olmasıdır. Örneğin gencin bireysel veya grup terapisi alması ya da ihtiyacı olan farklı bir rehabilitasyon hizmeti alması sağlanabilmektedir.

Sanık-Mağdur Uzlaştırma Programları: Bu programlar mağdur ve sanık için çatışmaları taraflar arasında çözmek amacıyla tarafsız bir üçüncü kişi ile birlikte yargı dışı bir savunma ortamı yaratmaktadır. Program sırasındaki bireysel karşılaşma, taraflar arasında olay hakkında açıklama yapma, özür, ve zararın tazminini sağlamaktadır.

ADLİ SOSYAL HİZMET ALANINDA SOSYAL HİZMET MÜDAHALESİ

Suça sürüklenen çocuklara yönelik adli sosyal hizmet müdahalesi aşağıdaki başlıklar altında kurgulanabilir;

  • Koruyucu – Önleyici
  • Değiştirici – Geliştirici
  • Tedavi edici – Rehabilite edici

Sosyal hizmet mesleği suça sürüklenen çocuğa ekosistem perpektifinden bakmaktadır. Bunun anlaması çocuğun içinde bulunduğu aile veya çevre sistemde ortaya çıkan bir sorunun çocuğu ve diğer sistemleri de etkilemesi üzerine kurgulanmaktadır.

Sosyal hizmet uzmanları çocuk adalet sistemi içerisinde:

  • Çocuk Mahkemelerinde
  • Ceza İnfaz Kurumlarında (Hapishanelerde)
  • Rehabilitasyon merkezlerinde
  • Denetimli serbestlik uygulamalarında görev almaktadır.
  • Bu süreçte yasalar karşısında çocuğun savunucusu ve danışmanlık rolünü üstlenmektedir.

ADLİ GÖRÜŞME: Adli görüşme, sorgulama süreci içinde en kaliteli bilgiyi almak amacıyla herkesle iletişime girme metodudur. Bir adli görüşmenin temelini oluşturan iki ana amaç vardır, bunlar ne olduğunu öğrenmek ve bunu kimin yaptığını ortaya çıkarmaktır. Adli görüşmenin amacı görgü tanığının yaşandığı iddia edilen olay veya olaylarla ilgili anlatımlarını ve sorgulamaya katkı sunacak herhangi bir bilgiyi saptamaktır.

GÖRGÜ TANIĞI OLARAK ÇOCUK: Çocuklar belirli aralıklarla yetersiz fiziksel kanıt nedeniyle adli süreç içerisinde tanıklık etmek için çağrılabilmektedir. Sosyal damganın doğallığı ve davranışın içine giren yasal olaylar istismarı gerçekleştiren kişinin işlediği suçu gizli tutmaya ve itiraftan kaçınmaya devam etmesine neden olabilmektedir. Genelde çocuğun görgü tanıklığında çocuğun görgü tanıklık kapasitesi, çocukların mahkeme duruşmalarına katılımının çocukların yararına olup olmadığı ve çocukların kendilerini savunma yeterlilikleri üzerine odaklanılmaktadır .

Her ne kadar çocuklar yetişkinlere nazaran yasal sistem içine dahil olsalar da çocukların gelişimsel statüleri ve özellikleri bir duruşma anında görgü tanıklıkları gerektiğinde ortaya belirgin itirazların konulmasına neden olmaktadır. Çocuğa yönelik cinsel istismar, çocuklara yönelik diğer istismar vakalarından genelde çocuk ve olayın faili dışında herhangi bir görgü tanığı ve ayrıca herhangi bir fiziksel kanıt olmaması özellikleriyle diğer vakalardan farklılık göstermektedir.

RİSK ALTINDAKİ ÇOCUKLAR: Yalnız bırakılan, denetlenmeyen çocuklar, birden çok arkadaşı ya da komşusu olmayan çocuklar istismar riskiyle daha fazla karşı karşıyadır. Bazı çocuklar istismara maruz kalırken, diğer çocukların istismara uğramamasının nedenini belirlemek zordur. Birçok faktör çocukları “cinsel istismar” kurbanı olma riski içine atabilmektedir. Sosyal izolasyon bu nedenlerden birisidir.

Çocuğun yaşadığı travmanın derecesi bazı değişkenlere bağlıdır.

  • İstismarın tipi
  • Saldırganın kimliği
  • İstismarın Süresi
  • İstismarın Boyutu
  • İstismara maruz kalan çocuğun yaşı
  • Yaşanılan istismarın ortaya çıkarılmasına diğerlerinin verdiği tepkiler
  • İstismarın ortaya çıkarılma noktası
  • İstismar kurbanının kişilik yapısı

ÖZEL DURUMLARI (ENGELİ) OLAN ÇOCUKLARLA YAPILAN ADLİ GÖRÜŞME: Sınırlı zeka kapasitesi görgü tanığının soruları anlama ve yanıtlama becerilerini etkilemektedir . Tüm engellerine ve etki altına alınabilirlik riskine rağmen engeli olan kişiler uygun şekilde kendileriyle görüşüldüğünde değerli bilgi verme gücüne sahiptirler. Görüşme odasının öğrenme güçlüğü olan çocukların dikkatini dağıtan bir yapıdan uzak olması gerekmektedir. Bu gruplarla yapılan görüşmelerde sorular mümkün olduğunca kısa ve somut olmalıdır ve double negatif sorulara yer verilmemelidir. Çocuklarla görüşmenin başında yapılacak aktiviteler görüşmecinin görüştüğü çocuğun zihinsel becerileri ve anlatım yeterliliğine dair öngörü edinmesini sağlar.

ŞÜPHELİ DURUMDA OLAN ÇOCUKLAR:

  • Görüşmenin çocuğun gelişimsel düzeyine uyarlanması,
  • Çocukla yakınlık kurarken yeterli zaman ayrılması, acele edilmemesi,
  • Yapılan görüşmenin video kaydına alınması böylelikle süpervizyon ve geri bildirime olanak tanınması,
  • Destekleyici, tehditten uzak bir atmosferin görüşmede hakim kılınması,
  • Çocuğa yaşadığı olay hakkında bilgi verme ve açık uçlu sorulara yanıt verme imkanının sağlanması ve böylelikle kanıt temelli hafıza ve iletişim stratejisi kullanma imkanının sağlanması,
  • Görüşmecinin görüşme ortamında olayla ilgili anlatılanlara karşı objektif bir tutum içinde kalması,
  • Karşı tarafı etki altına alacak ve yanlış yönlendirecek tekniklerden kaçınılması,
  • Görüşme bitimine doğru kapanış için yeterli zamanın ayrılması, çocuğun varsa sorularının alınması ve çocuğa teşekkür edilmesi gibi konular mevcuttur .

Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla 1998 yılında yürürlüğe giren ve “aile içi şiddet” kavramını yasal sistemde ilk kez tanımlayan 4320 Sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” çıkarılmıştır.

Kadın hakları ve kadına karşı şiddete ilişkin Uluslar arası ve ulusal yaptırımlar:

  • Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi)
  • 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

Kadına Yönelik Şiddet Tanımı ve Özellikleri: Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesinde kadına yönelik şiddet, “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlanmaktadır .

Aile içinde kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran bazı yaygın yanlış inanışlar mevcuttur. Bu yaygın inanışların bazıları şunlardır:

  • Mit 1: Aile içinde kadına yönelik şiddet abartılan bir durumdur.
  • Mit 2: Aile içinde kadına yönelik şiddet, sadece aile sorunudur.
  • Mit 3 : Aile içinde kadına yönelik şiddet düşük gelirli ve eğitimsiz kadınların sorunudur.
  • Mit 4 : Aile içinde şiddet gören kadın bunu ister, hak eder.
  • Mit 5 : Alkol, işsizlik, ekonomik sıkıntılar aile içinde kadına yönelik şiddetin nedenidir.
  • Mit 6: Şiddet tek taraflı değildir. Çok sayıda erkek şiddete maruz kalmaktadır.
  • Mit 7 : Erkekler şiddeti kontrol edemezler, engel olamazlar.

Ülkemizde şiddet mağduru kadınların korunması ve desteklenmesine yönelik mekanizmaların başında kadın konukevleri gelmektedir. Ülkemizde bu hizmeti başta Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü olmak üzere, STK’lar, belediyeler, kaymakamlıklar ve valilikler yürütmektedir .

Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü
MADDE 359 – (1) Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır:

  • a) Bakanlığın ve bağlı kuruluşların hizmetlerinde kullanılacak binalar için belirlenen ihtiyaç programlarına uygun olarak mühendislik hizmetlerini yürütmek, projelerini hazırlamak veya hazırlatmak,
  • b) Gerektiğinde ön veya tam proje ile inşaat ihalelerini yapmak ve bu hizmetler için müşavirlik hizmeti satın almak,
  • c) Gerektiğinde Bakanlık ve bağlı kuruluşların inşaatlarının kontrollüğünü yapmak veya yaptırmak,
  • ç) Sağlık yapılarının standartlarını belirlemek ve mimarisini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmak,
  • d) Bakanlığın ihtiyaç duyduğu taşınmazların kamulaştırma işlemlerini yürütmek,
  • e) Bakanlığın ve bağlı kuruluşların ihtiyacı olan tesislerin yapımını ve mevcut tesislerin yenilenmesini kamu özel ortaklığı modeli veya diğer usûller ile gerçekleştirmek,
  • f) Sağlık hizmeti sunumunda ihtiyaç duyulan ve ileri teknoloji gerektiren tıbbî cihaz, ürün ve hizmetlerin üretimine, teknolojilerinin geliştirilmesine ve yurtdışından transferine yönelik yerli ve yabancı yatırım ve teknoloji imkânlarını araştırmak, teşvik etmek ve bu ürünlerin off–set ticaretini düzenlemek,
  • g) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.

Sosyal Çalışmacı Ünvan Değişikliği Sınavı Konular ve Çıkmış Sorular 12

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.