Sistem Kuramı’nın Kavramları
Sistem Yaklaşımı’nın anahtar kavramları; bütüncüllük, ilişki ve dengedir. Bu üç kavram birbiriyle son derece ilişkilidir ve birbirine bağlıdır. Bütüncüllük kavramıyla anlatılmak istenen, bir sistemi meydana getiren nesnelerin veya ögelerin bütüncül katkısının her ögenin ayrı ayrı katkısından daha fazla olduğudur. Sistem Teorisi, hiçbir sistemin bileşenlerine ayrılmadıkça yeterli bir şekilde anlaşılamayacağını ya da yeterince açıklanamayacağını ileri sürer. İlişki kavramı, bir sistemin içindeki ögelerin birbiriyle yapılanma biçiminin, tek başına da, ögeler kadar önemli olduğunu ifade etmektedir. Sistem Teorisi, basit neden-sonuç açıklamalarına karşıdır. Bir sorunun açıklanmasında tüm değişkenlerin hesaba katılmasını öngörür. Bu da bütüncü bakış ve bileşenler arasındaki ilişkileri anlamayla gerçekleşir. Denge kavramı, yaşayan birçok sistemin varlığını sürdürebilmesi için denge arayışı içinde olduğunu anlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Sistem Yaklaşımı, müdahale etme konusunda dengenin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunur.
Sosyal sistemlerin varlığını sürdürebilmesi ve işlevlerini yerine getirebilmesi için; alt sistemler ya da parçalar (bireyler ve gruplar) büyük sistemin gereksinimlerini karşılayabilme yönünde uyum sağlamalıdır. Bu uyum, bireylerin kendi amaçlarını gerçekleştirme biçiminde ve destekleyici olursa, herhangi bir sorun ortaya çıkmaz; ancak bu da çok nadir olarak gerçekleşir. Sosyal hizmet uzmanlarının görevi; kişisel konular (bireysel gereksinimler) ve kamusal sorunlar (sistemin gereksinimleri) üzerinde odaklaşmaktır. Ayrıca sistem modelinin müdahaleye yönelik nasıl bir çerçeve sağladığını anlayabilmek için, ilgili temel kavramları anlamak gereklidir. Bu kavramlar sistem, dinamik, etkileşim, girdi, çıktı, denge ve sonlanma terimlerini kapsamaktadır.
Sistem, “İşlevsel bir bütünü oluşturmak için derli toplu bir şekilde, yani sistemli bir şekilde ve karşılıklı ilişkileri olan bir dizi unsurun (elemanın) oluşturduğu bir takım.” şeklinde, tanımlanmıştı. Bir sistemin “bir dizi unsurun (elemanın) oluşturduğu takım” düşüncesi, bir sistemin herhangi bir türdeki şeylerden oluşabileceği ve bu şeylerin birbiriyle ilişki içinde olacağı anlamına gelmektedir. Bu şeyler; insanlar olabileceği gibi, matematik semboller de olabilir. Ne olursa olsun, unsurlar takımının gelişigüzel ya da rastlantısal değil, düzenli ve belli bir kalıpta dizilmiş olması gereklidir. Unsurlar takımı aynı zamanda birbiriyle ilişkili olmalıdır. Bunların birbirleriyle karşılıklı olarak ilişkide ya da bağlantıda olması gereklidir. Ayrıca, unsurlar takımı işlevsel olmalıdır. Unsurların hepsini bir araya getirmek gerekirse, belirli bir görevi, aktiviteyi veya işlevi yerine getirmeli ve belli amaçları gerçekleştirmelidir. Son olarak, unsurlar takımı bir bütün, tek bir varlık olmalıdır. Sistem kavramı, sosyal hizmet uzmanının müdahale için bir hedef üzerinde odaklaşmasına yardımcı olur. Sistem, bir birey ya da devlete bağlı bir yönetim olabilir. Hedefin bir sistem olarak kavramsallaştırılması bütün sistemi anlamak ve sistemin birçok unsurunun birlikte çalışması gerektiğini kavramak anlamına gelir.
İnsani sosyal sistemleri anlamak için müracaatçılar ve sosyal hizmet uzmanları, sıklıkla muhtelif parçaları veya boyutları göz önünde bulundurur ve belirli kavramları kullanır. Bu kavramlar; odak sistem (ilgilenilen sistem), sınırlar, amaç, gelişme, organizasyonel yapı, roller, kurallar, iletişim, teşvikler ve güç olarak sıralanabilir.
Odak Sistem
Sistem kuramı; iletişim kalıpları, parçalar arasındaki etkileşim ve diğer parçalar arasındaki ilişkiler üzerinde odaklanır. Sosyal sistemin yapısı göz önüne alındığında, parçalar ve bütün arasındaki ilişki temel ilgi odağı olmaktadır. Odak sistem, müracaatçıların ve sosyal hizmet uzmanlarının ilgisini çeken sistemik katman ya da katmanlardır. Sorun ve amacın tanımı ve olası çözümlerin odağı, ilgilenilecek sistem veya alt sistemlerin belirlenmesine yardımcı olur. Sistem, düzeylerden (katman) oluşur ve katman bireyin içinden başlar ve durumun en genel katmanlarına kadar genişler.
Genelci sosyal hizmet; birey, bireyler arası, grup, gruplar arası, örgüt, örgütler arası, topluluk, topluluklar arası, toplum, toplumlar arası olarak sıralanabilecek şekilde, katmanlı (düzeylerde) düşünmeyi önerir. Bu katmanlar, hem doğası hem de terminoloji açısından durağan değildir. Odak sistem, birbiriyle bitişik olan sistemik düzeylerdeki bir sorun veya çözüm ile ilgili olabileceğinden birden fazla katman ile ilgili olabilir. Son olarak, odak sistem sorun çözme sürecinde – sorun tanımının değişmesine ya da çözümüne göre – değişebilir.
Sınırlar
Sınır, bir sistemin ya da alt sistemin sonlandığı ve bir başka sistemin ya da alt sistemin başladığı yeri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Birçok insanın sınır kavramını fiziksel varlıklar için kullanmasına rağmen, sosyal ve sembolik sistemlerde de kullanılabilir. Sistemler arasındaki bilgi, enerji ve kaynak akışını kısmen ya da tamamen kontrol etmek için sınırlar açılabilir veya kapatılabilir. Bu, göreli olarak açık ya da kapalı olabilir. Açıklık ve kapalılık fikirlerin, enerjinin, kaynakların, insanların ve bilginin sisteme girip çıkabilmesi ile ilgilidir. Sınır kavramı çevre, durum ve bakış açısı ile yakından ilişkilidir. Bunların hepsi odak sistemin içinde bulunduğu üst sistemleri ifade etmektedir.
Sınırlar, bireyleri ve alt sistemleri çevreleyen, diğerleriyle temas miktarını düzenleyen, görünmeyen bariyerlerdir. Bir aile sisteminde sınırlar, kimlerin aile üyesi olduğunu ya da olmadığını belirlemeye yardımcı olur. Ebeveynler ve çocuklar, aile sisteminin sınırları içinde yer alır. Ailenin yakın arkadaşları ise bu sınırların içinde yer almaz. Sınırlar aynı zamanda bir sistem içindeki alt sistemleri tanımlayabilir. Örneğin sınırlar bir ailedeki eş sistemi ile bu sistemin kardeş sistemini birbirinden ayırır. Her bir alt sistemin kendine özgü üyesi ya da üyeleri vardır. Bir aile üyesi, bu alt sistemin üyesi olabilir ya da olmayabilir.
Sistemlerin büyüyebilmek, gelişebilmek ve hayatta kalabilmek için diğer sistemlerden girdi almaya açık olması gerekir. Sistemler, hayatta kalabilmek için, gerekli bilgi, enerji ve kaynak alışverişine izin veren geçirgen sınırlara sahip olmalıdır. Kısmen ya da tamamen açık ya da kapalı olma kapasitesi, sistemin uyum sağlama kapasitesine katkı verir. Cezaevleri, bakımevleri ve yatılı tedavi merkezleri gibi kuruluşlar da kapalı sistem özellikleri taşır. Kapılar, tel örgüler, dışarıya çıkma yasağı ve sansür gibi korumalı sınırlar karşılıklı sistemik alışverişi engelleme eğilimindedir. İnsan yaşamının sayısız parçasında kapalı süreçler görülür ve bunların farklı etkileri bulunmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları müracaatçılarının gizliliği ve mahremiyetini korumak için kapalı süreçlere ilişkin uygulamada bulunur. Sosyal hizmet uzmanları ve müracaatçılar da bir sosyal sistem oluşturur ve bu durumda diğer sosyal sistemlerde olduğu gibi çeşitli sınırlar gereklidir. Müracaatçılar ve sosyal hizmet uzmanları, üzerinde çalışacakları olgu ya da konu çerçevesinde kavramsal bir sınır oluşturur. Bu odak sistemi belirlemeye yardımcı olur.
Odak sistemin sınırlarını belirlerken, müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanı hem sorunun hem de olası çözümlerin sistemik yerini belirlemelidir. Müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanı sorunu tanımlama ve odak sistemi belirleme konularında farklı yollar kullanabilir. Bu durumda, sorunu tanımlama ve odak sistemi belirleme daha sonraki sorun çözme sürecini dikkate değer bir şekilde etkiler.
Amaç
Her sistemin amacı vardır. Amaç, sistemin varlığının nedenidir. Bazen, bir örgütün görev tanımı ya da bir ülkenin anayasasında olduğu gibi, amaçlar açıktır. Bununla birlikte birey, aile ve komşuluk örneklerinde ise amaçlar sıklıkla örtüktür. İster yazılı, isterse yazısız olsun, amaç; sistemlerin yönelimlerini ve önceliklerini belirlemesine, bu da sorunların ve çözümlerin saptanmasına ve tanımlanmasına yardımcı olur. Birçok sosyal hizmet uzmanı sistemlerin belirli amaçları ve hedefleri ortaya koyma eğiliminde olduğunu bilir.
Sistemin amacını ve işlevlerini bilme, sorun odağıyla ilgili amaçları belirlemeye yardımcı olur. Yapılacak girişimlerde sistemin genel amaçları ve belirli sorun çözme amaçlarının ilişkisi bilinmelidir. Bu yapılmazsa ya da hatalı yapılırsa, sürece, ne yapacağını bilemez bir şekilde dâhil oluruz ya da amaçları müracaatçının tam katılımını sağlamadan ve onayını almadan dayatırız. İdeal çözüm sorunlara sadece çare bulmaz, aynı zamanda sistemin genel amaçları ve hedeflerine de hizmet eder.
Eşsonluluk (equifinalite), farklı başlangıç koşullarından benzer sonuçlara ulaşma kapasitesidir. Bir başka ifadeyle, belirlenen amaçlara ulaşmanın, benzer amaçları gerçekleştirmenin veya benzer bir sonuca varmanın birçok yolu vardır. Çoksonluluk (multifinalite) kavramı ise, “Benzer koşullarda başlamak benzer olmayan sonuçlara neden olabilir.” şeklinde tanımlanabilecek karşıt ilkeyi öne sürer. Başka bir şekilde belirtmek gerekirse, benzer eylemler oldukça farklı sonuçlara neden olabilir. Her sistem için üyelerine bakmak, bir sosyal varlık olarak hayatta kalmak, sayıca büyümek, saygınlık, güvenlik ve kaynaklara sahip olmak gibi amaçlar ortaktır. Sosyal hizmet uzmanları, her sistemin amaçlarının nihai olarak üyeleri tarafından belirlendiğini bilir, farklı seçenekleri göz önünde bulundurması için müracaatçıları destekler ve gözden kaçabilecek belirsiz amaçların açıklığa kavuşturulmasına yardımcı olur.
Sistemlerin parçalarıyla ve çevrelerindeki sistemlerle ilişki kurmaya, karar verme süreçlerine yönelik işlevlerini yerine getirebilmeleri için sistem içindeki ve dışındaki kaynakları kullanmaları gerekmektedir. Görev dağılımı (uzmanlaşma) söz konusudur. Her sistemin işlevsel olabilmesi için, sadece görevlerini yerine getirebilmesi değil, aynı zamanda varlığını sürdürebilmesi anlamında, bu süreçleri tamamlaması gerekmektedir. İşlev görebilmek için amaçların, normların, rollerin ve ilişkilerin oluşturulması gereklidir. Sistem, kendine özgü bir işlev biçimi geliştirir. Sistemin gereksinimleri, parçaları ya da karşılıklı sınırları arasında iletişim kurularak, karar verme süreci ve kaynakların kullanımı ile karşılanabilir. Her sistem, işlevsellik için süreci sürekli tekrarlar. Bunu sadece gerekli görevleri başarmak için değil, varlığını sürdürebilmek için yapar. İşlevsellik sürecinde hedefler ve normlar oluşturulur, roller ve ilişki biçimleri yaratılır. Sistem, kendi özel işlevsellik sürecini yaratır.
Gelişim
Bir sistemin gelişim boyutu değişme süreci ile ilgilidir. Her sistem belirli gelişim aşamalarından geçer. Eğer bu gerçekleşmezse, sistem kendi enerjisini kullanamaz ve işlevlerini yerine getiremez. Bunun sonucunda entropy ortaya çıkar. Negatif entropi – ya da enerjinin verimli bir biçimde kullanılması ve sistemin çevresinden yeni enerji alması – daha fazla uzmanlaşmaya ve karmaşık hâle gelmeye neden olur. Hiçbir sistem belirli bir statüde kalamaz, sistem entropiye ya da negatif entropiye doğru ilerlemek durumundadır. Gelişim süreci süreklidir ve sistemler sürekli olarak değişir. Sistemin herhangi bir parçasında meydana gelen değişim, sistemin de değişmesini beraberinde getirir.
İnsan sistemleri sürekli bir değişim, hareketlilik ve gelişim gösterir. Sistemlerin amaca yönelik eylemleri değişimi gerektirir ve sistemler çeşitli içsel ve dışsal taleplere uyum sağlamak zorunda kalır. Her düzeydeki sistem çeşitli gelişim aşamaları ve süreçler yoluyla değişir. Bunlardan bazıları büyüme ve yaşlanmanın doğal bir parçası iken, bazıları da belirli sistemik kalıplar ve işlemlerin birer yansımasıdır. Her sistemin, sorunlarla karşı karşıya gelmesi nedeniyle, sorun çözme süreçlerine gereksinimi vardır. Gerçekte, birçok sorun çözme aktivitesi profesyonel yardımcı olmaksızın gerçekleştirilir. Sosyal hizmet uzmanları, var olan sistemik sorun çözme işlemleri başarısız olduğu zaman, sürece dâhil olma eğilimindedir. Sistemler, çeşitli gelişimsel süreçler boyunca ilerledikçe ve içsel ve dışsal taleplere bağlı olarak değiştikçe, dinamik bir dengeye gereksinim duyar. Değişimi destekleyen güçler ile düzen ve dengeyi sürdürmeyi destekleyen güçlerin her ikisi de sistemde bir arada bulunur. Sistem, çevresel faktörler onu bloklamamışsa, değişim gücünü amaca ulaşmak için kullanma eğilimindedir. Bu nedenle, müracaatçılardaki bir güce karşı çıkmak yerine, gelişmenin önündeki engelleri kaldırmak için müracaatçıların ve sosyal hizmet uzmanlarının güçlerini birleştirmenin yolları bulunmalıdır.
Yapı
Her sistemin bir yapısı vardır, bunlar tablolar ya da grafiklerle gösterilebilir. Sosyal hizmet kuruluşları gibi resmî sistemler, çeşitli üyelerinin kimliğini, statüsünü ya da konumunu, iletişimin ve onlar arasındaki ilişkilerin yapısını göstermek için genellikle hiyerarşik geleneğe uygun olarak örgütsel tablolar hazırlar. Resmî olmayan gruplar da örgütsel yapıya sahiptir. Kimin, kime rapor vereceği ve kimin kim ile iletişim kuracağı çizgilerle ortaya konulabilir. Resmî olmayan sistemlerin üyeleri, nadiren yazılı tablolar oluştursa da resmî olmayan sistemlerde de bir örgütsel yapı vardır.
Sosyal hizmet uzmanları aile sistemlerinde örgütsel yapıyı göstermek için genogram, çevre haritası, ilişki ağı haritası ve diğer şemaları kullanır. Bireyler de yapısal boyutlardan oluşur. Bireyin kişiliği; yönetici, duygusal dışa vurum ve kural oluşturma olarak düzenlenebilir, bunlar birer statü oluşturur ve bu statüler grafik olarak da gösterilebilir.
Yapısal olarak bir sistem alt sistemlerden oluşur ve kendisi de diğer sistemlerin bir parçasıdır. Tüm sistemler parçaların toplamından daha fazlasını ifade eder, parçadan bağımsızdır. Sistemler birbiriyle etkileşim hâlindedir ve karşılıklı olarak bağımlıdır. Parçalar ve bütün arasındaki ilişki göreli olarak dengelidir. Sistemler arasındaki ilişki kimi zaman ilişki ağı olarak tanımlanır. Sistem kuramı, etkileşim hâlinde olan parçaların iletişim kalıplarına ve parçalar arasındaki ilişkiler üzerine odaklanır. Her sistemin açık veya kapalı sınırları vardır, herhangi bir sistemin sınırı önemli bir yapısal kavramdır ve odak sistem etrafından çizilen hayali bir çizgidir. Diğer yapısal konular istikrarlı bir durum, denge ve homeostasis ile ilgilidir. Bu kavramlar birbirinden az da olsa farklı anlamlara gelmesine rağmen, hepsi de sistemin çeşitli parçaları arasında bir dengenin olduğunu ifade etmektedir. Bu denge sabit ya da durağan değildir, sistemin işlev görmesine ve varlığını sürdürmesine olanak sağlayacak bir değişime de sahiptir Açıklık veya kapalılık enerji, kaynaklar, bireyler veya bilginin sisteme girebilmesi veya girememesi ile ilgilidir.
Roller
Roller, bir sosyal sistemde bir diğer ilişkiyi tanımlayan bir statüyle bağlantılı bir düşünce setidir. Statü terimi, rol kavramının vazgeçilmez bir parçasıdır ve rol, bireyin bir sosyal sistem içinde işgal ettiği konumu gösterir. Statü tümüyle ilişkisel bir terimdir ve bu “her bir statü, bir ya da daha fazla statü ile ilişkisi yoluyla var olabilir” anlamına gelir. Statüler iki genel kategoriye ayrılır: edinilen ve atfedilen statü. Ulaşılan veya edinilen statü, doğum sonrasında bir sosyal sistem içinde bir konumun işgal edilmesi anlamına gelir.
Roller sosyal sistemlerin temel yapı taşıdır, bel kemiğidir. Sistemler esas olarak statülerin ve onunla bağlantılı rollerin oluşturduğu bir ilişki ağıdır. Sosyal rol beklentileri insan yaşantısını ve davranışını güçlü bir şekilde etkiler. Roller, aynı zamanda etkileşimsel süreçler için de önemlidir; çünkü bireyler, sosyal sistemler içinde ya da arasında rolleri aracılığıyla ilişki kurar. Rollerin türü ve sayısı sistemin büyüklüğüne göre farklılaşır. Küçük sistemler genellikle daha az role gereksinim duyar. Sosyal sistemler büyüdükçe rol sayısı artar ve daha uzmanlaşır. Roller, statü ve beklenti, profesyonel ilişkimizin bir parçasıdır.
Kurallar
Sosyal normlar ve kültürel kurallar, insanların tutumlarına, inançlarına, duygularına, görünümlerine ve beklenen, izin verilen ve yasaklanan davranışlarına rehberlik eder ve onları belirler. Kurallara uyanlar ödüllendirilir, uymayanlar ise cezalandırılır. Sıklıkla, bu yaptırımlar çeşitli sosyal sonuçlarıyla toplumsal yaşamı kontrol eder ya da düzenler. Normlar, davranışları ve görünümü düzenler ve bu yolla bir sosyal sistemi ya da durumu bir diğerinden ayırmaya yardımcı olan fark edilebilir kalıplar oluşturur, içtekileri ve dıştakileri ayıran sınırların tanımlanmasına ve sürdürülmesine yardımcı olur. Normlara uyma, bir sosyal sisteme dâhil olmanın bir göstergesi iken; normların ihlal edilmesi, dışlanma veya kovulma ile sonuçlanır. Normlar, ayrıca kültürel değerleri de destekler; insanların alternatiflerine yaptırımlar uygular.
Çoğu sosyal sistem, amaç edilmiş yeni örtük ve yazısız; dolayısıyla bir şekilde ifade edilmiş ve çıkarsamaya dayanan, zamanla tekerrür eden, kendi kendini sürdüren kurallara sahiptir. Bu kurallar kültürden kültüre ve kültürün zaman içinde değişmesine bağlı olarak değişir. Görünüş ve davranış hakkındaki kurallar ve kuralların nasıl oluşturulacağı hakkındaki kurallar olmak üzere iki tür kural vardır. İlk kategori içerik, ikinci kategori süreç ve işlem ile ilgilidir. İnsanlar kültürlerindeki kuralları içselleştirme eğilimindedir, bu nedenle, bir sistemden başka bir sisteme hareket ettiğinde bu kuralları yanlarında taşır. Sosyal normlar insanların temel inanç sisteminin esas parçasını oluşturur, psikolojik deneyimler kültürün sosyolojik parçasını yansıtır. Son olarak, bireysel inançlar ve davranışlar da kültürü etkiler.
İletişim
Sosyal sistemlerdeki üyeler, bilgi alışverişi için çeşitli yollara ve araçlara gereksinim duyar. İletişim düşünceleri, duyguları ve bilgiyi ifade etmek ve anlamak için kullanılan her türlü sözel olan, sözel olmayan ve teknolojik süreçleri ifade etmektedir. Sosyal hizmet uzmanları, sistematik amaç ve işlev için olduğu kadar bireysel ve toplumsal iyilik hâli için de önemli olan iletişimin doğası, kalitesi, miktar ve etkililiği ile ilgilenir. İletişimin sistemler ve sosyal hizmet uygulaması için önemini vurgulamak zordur. Üzerinde anlaşılmış amaçların gerçekleştirilmesi için sosyal hizmet uzmanları müracaatçılarla ve müracaatçılar adına iletişim kurmak zorundadır.
Yaptırımlar
Sistemler, hedeflerini gerçekleştirmeye ve amaçlarına ulaşmaya çalışırken insanları motive etmek ve belirli koşulları, görünümleri ve davranışları ödüllendirmek ve cezalandırmak için bilerek ya da bilmeyerek araçlar ve yöntemler oluşturur. Örgütler, ödül için para ya da unvan verir, cezalandırmak için de belirli bir statü ve konumu geri alır. Toplumlar istenmeyen davranışları kontrol etmek için sansür uygulayabilir, para cezası verebilir ve cezaevine gönderebilir.
Aileler teşvik amacıyla övgü, onay, duygusal destek, sevgi ve özgürlük verebilir, ceza amacıyla onaylamama, reddetme, sevgisini esirgeme ve sınırlandırma yapabilir. İnsanlar, istendik davranışların olası yararlarını ve istendik olmayan davranışların olumsuz sonuçlarını hayal ederek kendi kendilerini motive edebilir, ödüllendirebilir veya cezalandırabilir. Suçluluk, korku ve endişe bazı düşünceleri, duyguları ve davranışları sınırlandırırken; memnuniyet, haz ve heyecan da bazı düşünceleri, duyguları ve davranışları teşvik edebilir, destekleyebilir. Durum içinde birey bakış açısıyla uyumlu olarak sistem için teşvikler ya da ödüller içsel ve dışsal olabilir, amaçlanan durumun veya davranışın öncesinde veya sonrasında olabilir.
Güç
Güç, yaşamın her yanının bir parçasıdır ve gücün incelenmesi sosyal sistemlerde ana süreçtir. Farklı güç türleri vardır. Otorite gücü, yasal ya da sosyal statünün yanı sıra, olayları ve insanları kontrol etme veya etkileme hakkına işaret etmektedir. Uzmanlık ya da yetkinlik gücü, belirli eylemleri veya etkiyi yapabilmek için bilgi, beceri ve yetenek ile ilgilidir. Polis ve yargıçlar açık bir şekilde otorite gücüne sahiptirler. Doktor, avukat ve sosyal hizmet uzmanı gibi yardım personellerinin de gücü vardır. Otorite olarak statü, açık gücü ifade eder ve sosyal hizmet uzmanlarına dikkate değer bir kontrol ve etki yapmaya olanak sağlar. Büyük sistemler, daha küçük sistemleri baskılama ya da özgürleştirme gücüne sahiptir. Bu sistemler, küçük sistemlerin büyüme ve güçlenme fırsatlarına ulaşmasını sağlayabilir ya da engelleyebilir.
Güç, çeşitli büyüklükteki sistemler arasındaki ilişkiyi analiz etmek için anahtar bir kavramdır. Sosyal hizmet uzmanları güç, güçsüzlük ve insan gelişimi ve büyümesi süreci arasındaki ilişkiyi dikkate almak zorundadır. Büyük sosyal sistemler, küçük sistemlerin yaşam kaynaklarını sınırlayabilir. Küçük sistemlerdeki bireyler, sosyal işlevsellik sorunlarını çözmek için gereksinim duyduğu bilgi, enerji ve özelliklere ulaşamayabilir. Basit bir şekilde söylemek gerekirse çok az insan yaşamlarının tüm boyutları üzerinde kontrol ve güce sahiptir. İnsanlar yaşamla baş edebilmek için kişisel özelliklere ve güçlere sahip olabilir; ancak daha büyük sosyal sistem onu gereksinim duyulan fırsat ve kaynaklardan yoksun bırakabilir.
İşlemler
Yaşayan sistemler amaçlarına ulaşmak ve hayatta kalabilmek için bilgi, enerji ve kaynakları işlemek zorundadır. Sosyal hizmet uzmanları sistemik işlemleri ele alırken, girdi, akım, çıktı ve geri bildirimleri dikkate almalıdır. Girdi, diğer sistemlerden alınan enerji, bilgi ya da iletişim akışıdır ve sisteme etki eden herhangi bir dışsal olaya, bilgiye ve enerjiye karşılık gelmektedir. İnsanlar için yiyecek, su ve havanın yanı sıra sosyal temas ve uyaranlar da birer girdidir. Otomobil fabrikaları için çelik, plastik ve diğer materyaller girdidir. Okullar ve üniversiteler ise girdi olarak para ve öğrenciye gereksinim duyar.
Çıktı, bir sistemden çevreye ya da diğer sistemlere yayılan enerji, bilgi ya da iletişimdir. Çıktı, içinde bulunulan bir çevrede bir sistemin diğer sistemler üzerindeki etkisidir. Çıktı ile ilgili olarak göz önünde bulundurulması gereken en önemli şey, çıktının girdi ile ilişkili olmasıdır. Şöyle ki birçok çıktı, diğer sistemler için girdidir. Limanlar çevreye karbondioksit, hidrojen, ısı ve diğer atıkları gönderir. Bazı aileler çocuk sahibi olur, onları sosyalleştirir ve onları dış dünyadaki rolleri için hazırlar. Okullar ve üniversiteler çıktı olarak mezun verir. Bir sistemin çıktısı, girdiyi hızlandırıyorsa o sistemin dengesi tehdit altındadır. Bir başka ifadeyle, çıkan enerji miktarı giren enerji miktarından daha fazla ise, aile sisteminde gerilim ortaya çıkabilir ve ailenin işlevselliği bozulabilir. Yoksulluk, hastalık, eğitimsizlik, yalıtılmışlık, yalnızlık, suç gibi durumların yaşandığı çok sayıda sorunu olan bir ailede harcanan çabaların ve enerjinin çok büyük bir bölümü sadece hayatta kalabilmek için olacaktır. Sorunlarla başedebilmek için çok az yardım ve destek alınmaktadır. Sonuçta ailenin işlevselliği ciddi bir şekilde sınırlanacak ve denge durumu bozulacaktır.
İşlem, girdiyi ve çıktıyı değiştiren ya da dönüştüren sistematik süreçlerdir. Hazmetme ve nefes verme insan bedenindeki işlemleri gösterir. Aile içinde çocuğun toplumsallaştırılması, okullarda çocuğun eğitimi, çeşitli parçalardan otomobil üretilmesi işleme süreçleridir. Bir sistem bu gibi işlemleri, çoklu çıktılara neden olacak şekilde sayısız kere yapar.
Geribildirim, birinin davranışlarının sonuçları ya da etkileri hakkında dışarıdaki bir kaynaktan alınan herhangi bir türdeki doğrudan bilgidir. Geribildirim, girdi bilgisine tepki olarak, eylem üretir ve bireyin davranışı sonrasında gerçekleşir. Geribildirim, sistem ve çevresi ile etkileşimi için temeldir. Geribildirim olumsuz ya da olumlu olabilir. Her ikisi de değişimin doğasına, yönüne ve kapsamına rehberlik etmesi nedeniyle yararlıdır. Olumsuz geribildirimin kötü, olumlu geribildirimin iyi olarak adlandırıldığının farkında olmak gerekir. Gerçekte, her iki türdeki geribildirim sistemik işlemin parçalarıdır. Olumsuz geribildirim, tercih edilen nitelikte ya da beklenen nicelikte arzulanan çıktıyı elde edememeyi ifade eden işlem süreci bilgisidir. Bu yönüyle olumsuz geribildirim, çok yararlı olabilir. Sistem, bu bilgiyi bütünleştirebilir ve gerekli değişiklikleri işlem doğrultusunda yapabilir; bunun sonucunda çıktılar amaca ulaşmaya yardım eder. Olumlu geri bildirim, bir sistemin hayatta kalabilmek ve mücadele edebilmek için doğru işler yaptığını ifade eder. Bir anlamda olumlu geribildirim işlemin istenen türde, nitelikte ve nicelikte çıktılar üretildiğini gösterir ve benzer süreçlerin sürdürülmesini teşvik eder. Esas olarak, olumsuz geribildirim değişimi, olumlu geribildirim ise durumun devamını destekler, belki de hâlihazırdaki işlemin sıklığının ve yoğunluğunun artmasına neden olur.
Gerilim, bir tür geribildirimdir ve yaşayan tüm sistemlerde bulunur. Geribildirim olarak gerilim, bir dizi yaşamsal işleve sahiptir. Dolayısıyla gerilim, varlığı istenmeyen ve yokluğu istenen diye görülmemelidir. Tersine belli bir düzeydeki gerilim, sistemler için, yıkıcı değil yapıcıdır. Aşırı derecede yüksek olan ve süreklilik gösteren düşük düzeydeki gerilim yıkıcı olabilir; ancak orta düzeydeki bir gerilim yapıcı olma özelliği taşır.