Ekrem İmamoğlu’na Soruşturma: Savcılık, Hapis Cezası ve Kamu Görevinden Men Talep Ediyor
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasının ardından Çağlayan’daki protestolara katılmıştı. Bu protesto ve sonrasında yaptığı açıklamalar, İmamoğlu’na yönelik yeni bir soruşturmanın kapısını araladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’nu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek hakkında yaptığı sözler nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret”, “tehdit” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” gibi suçlarla itham ediyor. Başsavcılığın hazırladığı iddianamede, İmamoğlu hakkında 7 yıl 4 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında İmamoğlu’nun “atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılması” isteniyor.
İddianamenin ardından savcılık, İBB Başkanı’nın sözlerinin yargı sistemine ve yargı mensuplarına karşı aleni hakaret içerdiğini ve toplumda bu kişilerle ilgili olumsuz algılar yaratmaya yönelik bir hedef göstermeye çalıştığını belirtiyor. Bu sebeplerle, İmamoğlu’nun suçlu bulunması halinde ağır bir ceza alması gerektiği savunuluyor. İddianame, şimdilik değerlendirilmek üzere ağır ceza mahkemesine gönderildi. Ancak İmamoğlu, durumu sosyal medya üzerinden eleştirerek, “Bu belgelerin mahkemeye ve avukatlarıma gönderilmeden iktidar medyasına sızdırılmasının resmidir” dedi. Ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da eleştirerek, seçimlerde sahaya çıkmak yerine masabaşı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalıştığını vurguladı.
İmamoğlu’nun tartışmalı sözleri, sadece savcılık tarafından soruşturma açılmasına neden olmakla kalmadı, aynı zamanda kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İBB Başkanı, 20 Ocak’ta İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Gürlek’e yönelik söyledikleriyle büyük tepki çekmişti. “Başsavcı sana söylüyorum, biz var ya, sana hiçbir faydamız olmaz, senin zihnin çürümüş” şeklindeki açıklamaları sonrası başlatılan soruşturma, yargı sisteminin siyasallaştığı ve bir kumpas kurularak İstanbul’da yönetimin hedef alındığı iddialarını gündeme getirdi.
Öte yandan, İmamoğlu’nun söz konusu açıklamalarının ardından, 30 Ocak’ta Çağlayan Adliyesi’nde ifade vermek üzere çağrıldı. Burada destekçilerine yönelik bir konuşma yapan İBB Başkanı, yaşanan süreci “yargı tacizi” olarak nitelendirerek, yargı organlarının belirli siyasi grupların etkisi altında çalıştığını öne sürdü. Bu açıklamalar, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren sözleriyle dikkat çekti. Erdoğan’a yönelik olarak “Ben soruşturma seviyesindeki dosyaların her sayfasını biliyorum” diyen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı’nın yargı süreçlerine müdahale etme hakkı olup olmadığını sorguladı.
İmamoğlu’nun açıklamaları ve bu gelişmeler, siyasi gerilimleri tırmandırdı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yaptığı açıklamada, yargı mensuplarının siyasallaşmasından ve iktidarın, İmamoğlu’na yönelik gerçekleştirdiği soruşturmalardan şikayetçi oldu. “Bize savaş ilan edildi” diyerek, iktidarın özellikle İstanbul’u karıştırmaya yönelik hareket ettiğini söyledi. Bu süreçte, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise yaptığı açıklamalarda, İmamoğlu ve diğer siyasetçilerin açıklamalarına karşı yargının bağımsızlığını savundu.
Soruşturma sürecinin başlangıcına bakıldığında, İmamoğlu’nun ve diğer CHP’li yöneticilerin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik söyledikleri, İstanbul’daki yargı operasyonlarıyla ilgili ciddi endişelere yol açtı. Bu olayın ardından, Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra, CHP Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’a da bir soruşturma açıldı. Aydın, 20 Ocak’ta sabah erken saatlerde evinden alınıp ifade vermeye götürüldü. Bu, sosyal medyada paylaşılan bir videonun ardından yaşandı. Videoda, Gürlek’in “seyyar giyotin” olarak nitelendirilmesi, yargıya yönelik ağır eleştirilerin odağında yer aldı.
Özgür Özel, CHP’nin yargıya yönelik büyük bir saldırıya uğradığını belirtirken, aynı zamanda yargının özgürleşmesi için seçimlerin bir fırsat olduğunu söyledi. Mansur Yavaş ise, yargının bağımsızlığını yeniden tesis etmenin yolunun, hükümet değişikliği ile mümkün olacağını belirterek, “Demokrasinin başlangıcı olarak Silivri Cezaevi’ni kapatalım” şeklinde bir öneri sundu.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye’deki yargı sisteminin ve siyasi ortamın ne denli gergin bir hale geldiğini ve önümüzdeki dönemde hukuki sürecin nasıl şekilleneceğini merak konusu haline getirdi. Ekrem İmamoğlu’nun karşılaştığı bu süreç, sadece İstanbul’un değil, tüm Türkiye’nin gündemini meşgul etmeye devam ediyor.