Hikayeler – Kuduz Köpek

Hikayeler – Kuduz Köpek
A+
A-

KUDUZ KÖPEK

– Çocuklar kaçın! Bırakın top oynamayı! Kuduz köpek geliyor!

Evimizin hemen yanındaki boş arsada patlak bir lastik topla futbol oynuyorduk. On kişi kadardık. Sesin geldiği tarafa bakınca babamın, tüfeğini almak için ayakkabılarını bile çıkarmadan bizim eve girdiğini gördük İlk şaşkınlığımız geçince etrafımıza bakındık. Hemen biraz ilerimizde küçük sarı bir köpek yavaş yavaş bize doğru yaklaşıyordu.

Uzun, kirli, sarı tüyleri vardı. O kadar zayıftı ki kemikleri sayılıyordu. Kuduz köpekleri tanıyabilmemiz için büyüklerimizin bize öğrettikleri tüm özellikler bu köpekte mevcuttu.Bizim köyün köpeklerinden değildi. Çünkü köydeki bütün köpekleri tanırdık. Hangi köpek kimindir, hangisi uysal, hangisi saldırgandır, hepsini bilirdik. Bu yüzden bazı köpekleri gördüğümüzde yanımıza çağırıp severken bazılarından kaçardık.Babam elinde tüfekle dışarı çıktı. Bütün çocuklar bizim bahçeye doluşmuştuk. Yaşamakta olduğumuz olayın etkisiyle, bazı çocuklar heyecandan çığlıklar atarken bazıları da dikkatle babamı izliyordu.

Babam benden iki yaş büyük olan ağabeyime:
-Bizim köpeği hemen bağla, dedi.

Bu bir tedbirdi. Çünkü bizim köye yılda mutlaka bir iki kez kuduz köpek gelir, köyden birkaç köpeğe saldırırdı.Ağabeyim,şaşkınlıkla etrafımızda dolaşmakta olan köpeğimizi tasmasından yakalayıpyerine doğru götürürken babam da elindeki tüfekle kuduz köpeğe doğru yaklaşmaya başladı.Köpek, babamı fark edince durdu.Hayvan tam geriye dönecekti ki babam ateş etti. Köpek, ulumayla havlama arası acı bir ses çıkardı. Tüfeğin sesini ikinci kez duyduk. Köpek, bu sefer geldiği yöne doğru koşarak evlerin arasında kayboldu.Sonra herkes işine kaldığı yerden devam etti.

Olayın üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Kimse köpekle bir daha karşılaşmadı. Herkes derin bir nefes aldı. Bir kuduz köpek olayı da hiçkimse zarar görmeden atlatılmış oldu. Babamın birkaç kez:

-Acaba köpek gerçekten kuduz muydu, diye anneme sorarken duydum. Bir keresinde de anneme:

-İnşallah hayvanın günahına girmemişimdir, dedi. Babamın içi rahat değildi. Galiba acele ettiği ve emin olmadan hayvana ateş ettiği için vicdan azabı çekiyordu.

Artık bahar gelmiş, her yer papatyalarla, lalelerle dolmuştu. O gün babamlazeytinliğimize gidecektik. Zeytin hasadı sona ermişti ve zeytin bahçemizi gelecek yıla hazırlamak için yapılması gereken bir sürü iş vardı. Ağaçların dipleri kazılacak, dallar budanacak, kuru dallar yakılacak, bazı ağaçlara aşı yapılacaktı.

Yola koyulduk. Baba–oğul dereden tepeden konuşarak ilerlerken köpeğimizin bir an gözden kaybolduğunu fark ettik. Aynı anda etrafı ağır bir leş kokusu sardı. Kokunun geldiği yöne doğru ilerlemeye başladık. Büyük bir kayanın önüne geldiğimizde nihayet kokunun kaynağını bulduk. Karşımızdaki manzara en vicdansız insanın bile gözlerini yaşartacak türden bir görüntüydü. Yerde bir köpek leşi yatıyordu. Ölü köpeğin çevresinde, gözleri yeni açılmış altı tane yavru cansız halde yatıyordu. Üstlerinde sinekler, böcekler vardı.

Yerdeki köpek leşini hemen tanımıştık. Bu, babamın bir ay önce kuduz zannederek vurduğu köpekti. Anlaşılıyordu ki kuduz falan değildi. Belli ki yeni doğum yapmıştı. O gün de yiyecek bir şeyler bulmak için köye inmiş olmalıydı. Babam ise çok acele etmiş, kuduz olduğunu düşünerek onu vurmuştu. Yaralı hayvan o haliyle kendini yavrularının yanına atmış, sonra da vücudundaki saçma yaralarından dolayı ölmüş olmalıydı. Anneleri ölen ve sadece sütle beslenebilecek kadar küçük olan yavrular da açlıktan ölmüşlerdi.

Sanırım babamın, olmasından korktuğu durum buydu. Aceleciliği yüzünden bir sürü can almıştı. Ama artık yapılacak bir şey kalmamıştı:

– Haydi artık gidelim, dedi babam.

Sesi bir tuhaf geldi kulağıma. Yüzüne baktım, başını öbür tarafa çevirdi. Babamın ağladığını ilk kez o gün gördüm.

Ceylin KARAAĞAÇ

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.