Hazret-i Musa, Allah’ın Kızıldeniz’i onun için ikiye ayıracağını bilmiyordu. Sadece Allah’ın onu terk etmeyeceğini biliyordu. Allah’a güvenin, O’nun ne yapacağını bilmeseniz bile!

Hazret-i Musa, Allah’ın Kızıldeniz’i onun için ikiye ayıracağını bilmiyordu. Sadece Allah’ın onu terk etmeyeceğini biliyordu. Allah’a güvenin, O’nun ne yapacağını bilmeseniz bile!
Yayınlama: 19.07.2025
8
A+
A-

“Hazret-i Musa, Allah’ın Kızıldeniz’i onun için ikiye ayıracağını bilmiyordu. Sadece Allah’ın onu terk etmeyeceğini biliyordu. Allah’a güvenin, O’nun ne yapacağını bilmeseniz bile!”

Bu söz, iman, teslimiyet ve tevekkülün özünü yansıtan son derece derin bir mesaj içerir. İnsan hayatı boyunca pek çok zorlukla, bilinmezliklerle ve umutsuz gibi görünen durumlarla karşılaşır. Böyle zamanlarda insan aklıyla bir çıkış yolu göremediğinde, umudunu ve güvenini yitirme noktasına gelir. Fakat bu söz, Allah’a güvenmenin, onun rahmetine ve kudretine teslim olmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlatır.

Hz. Musa’nın Kızıldeniz kıssası, Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette yer alan önemli bir olaydır. Firavun’un zulmünden kaçan Hz. Musa ve İsrailoğulları, sonunda Kızıldeniz’in kıyısına varırlar. Arkalarında düşman ordusu, önlerinde uçsuz bucaksız deniz… Dışarıdan bakıldığında tam bir çıkmazdır. İnsan aklıyla bu durumdan kurtuluş imkânsız görünmektedir. O anda birçok insan paniğe kapılır, hatta içlerinden bazıları “Ey Musa! Gerçekten biz yakalandık!” derler (Şuarâ Suresi, 61). Ancak Hz. Musa, tam bir iman ve teslimiyetle şu cevabı verir: “Hayır! Rabbim benimle beraberdir, bana mutlaka yol gösterecektir.” (Şuarâ Suresi, 62)

Hz. Musa burada, Allah’ın denizi ikiye ayıracağını, mucizevi bir şekilde yollarını açacağını bilmiyordu. O, sadece Allah’a güveniyor, onun kendisini terk etmeyeceğini biliyordu. Çünkü iman, sadece Allah’ın kudretini bilmek değil; aynı zamanda o kudretin senin için tecelli edeceğine, Allah’ın seni asla yalnız bırakmayacağına güvenmektir. İşte bu güven, tevekkülün en üst noktasıdır.

Tevekkül, insanın elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır. Bu, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir çabanın ardından gelen huzurlu bir teslimiyettir. Hz. Musa, Rabbinden gelen emirle harekete geçmiş, halkını alıp yola çıkmış, elinden geleni yapmıştır. Ama karşılaştığı zorluk karşısında Allah’a olan güvenini yitirmemiştir. Çünkü O, Allah’ın yardımının her an gelebileceğine inanmaktadır. Bu inanç, onun paniğe kapılmasını değil; sükûnetle yoluna devam etmesini sağlamıştır.

Günümüzde de pek çok insan, hayatın zorlukları karşısında aynı imtihanı yaşar. İflas etmiş bir iş insanı, ağır hastalıkla mücadele eden bir hasta, evladını kaybetmiş bir anne, sınavlara hazırlanan bir öğrenci… Hepimiz zaman zaman çıkmazlarla, belirsizliklerle karşı karşıya kalırız. Bu durumlarda insanın içini en çok rahatlatan duygu, “Allah beni terk etmeyecek” düşüncesidir. Çünkü Allah, kuluna şah damarından daha yakındır (Kaf Suresi, 16) ve onun acılarını, korkularını, umutlarını en iyi bilendir.

Bu söz, bize Allah’ın yardımının ne zaman ve nasıl geleceğini bilemeyeceğimizi ama onun mutlaka geleceğini hatırlatır. Biz ne kadar plan yaparsak yapalım, ilahi takdirin üstünde bir plan vardır. İnsan bazen bu ilahi planı anlayamaz, sabırsızlanır, isyan eder. Ama Hz. Musa örneği bize sabrı, tevekkülü ve ilahi yardıma güvenmeyi öğretir. Bazen Allah, dualarımıza hemen cevap vermez; bazen de hiç beklemediğimiz bir anda, hiç ummadığımız bir kapıdan yardım gönderir. Bu yüzden müminin görevi; sonucu bilmek değil, güvenmektir.

Allah’a güvenmek, tıpkı gecenin sonunda mutlaka güneşin doğacağını bilmek gibidir. Karanlıklar içinde kaybolduğumuzu düşündüğümüzde, içimizi aydınlatacak bir ışığın varlığına inanmak gibidir. Mümin, bilmediği yolda yürürken bile Allah’ın kendisini yalnız bırakmayacağını bilir. Bu güven sayesinde, hayattaki en zor anlarda bile ayakta kalabilir.

Ayrıca, bu söz bizlere imanın sadece kolaylık zamanlarında değil, zor zamanlarda da sadakat göstermeyi gerektirdiğini anlatır. Gerçek tevekkül, çözüm ortada yokken bile Allah’a güvenebilmektir. Eğer Allah’a sadece işlerin yolunda gittiği zamanlarda güveniyorsak, bu eksik bir imandır. Hz. Musa’nın örneğinde olduğu gibi, denizin kıyısında, düşman yaklaştığında bile güvenebiliyorsak; işte o zaman gerçek iman sahibiyizdir.

Öte yandan, bu sözün içindeki gizli mesajlardan biri de şu olabilir: Allah’ın nasıl yardım edeceği bizim bilgimizin dışındadır. O’nun yolları bizim yollarımız gibi değildir. Biz dar düşündüğümüzde O geniş bakar. Biz bir kapının kapandığını zannettiğimizde, O nice kapılar açar. Bu yüzden dualarımızda sadece sonucu değil, Allah’ın dilediği şekilde bir çıkış kapısı göstermesini istemeliyiz.

Sonuç olarak, “Hz. Musa, Allah’ın denizi ikiye böleceğini bilmiyordu. Ama Allah’ın onu terk etmeyeceğini biliyordu” cümlesi, hayatımızda rehber edinmemiz gereken bir teslimiyet mesajıdır. İman, Allah’ın kudretine güvenmektir. Tevekkül, o kudrete sımsıkı sarılmaktır. Allah’a güvenin, çünkü O her şeyi bilendir. O’nun planı mükemmeldir. Siz sadece yolunuzda ilerleyin, O size en doğru zamanda en güzel şekilde yardım edecektir. Siz ne olacağını bilmeseniz de, O sizin için en hayırlısını bilendir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.