Şu Acayip Atom Özet

Şu Acayip Atom Özet
A+
A-

Tarık Uslu tarafından yazılan Şu Acayip Atom kitabı, “Acayip Şeyler” serisinin sevilen bir parçası. Kitap, karmaşık bir konu olan atomu, çocukların anlayabileceği basit ve eğlenceli bir dille anlatmayı hedefliyor.

Kitapta Neler Bulacaksınız?

  • Atom Nedir? En küçük yapı taşı olarak bilinen atom hakkında temel bilgiler ve atom teorisinin tarihsel gelişimi.
  • Atomun Yapısı: Proton, nötron ve elektronların atomdaki rolleri ve atomların birbirinden farklı özelliklere sahip olmalarını sağlayan faktörler.
  • Atom ve Enerji: Atom enerjisi, nükleer reaksiyonlar ve bu enerjinin günlük hayattaki kullanım alanları.
  • Atom ve Madde: Maddenin temel yapı taşı olan atomların farklı birleşerek maddeleri nasıl oluşturduğu.
  • Atom ve Evren: Evrendeki her şeyin atomlardan oluştuğu gerçeği ve atomların evrenin oluşumundaki rolü.

Kitabın Özellikleri:

  • Basit ve Anlaşılır Dil: Karmaşık bilimsel kavramlar, çocukların anlayabileceği sade bir dille açıklanıyor.
  • Eğlenceli Anlatım: Kitap boyunca kullanılan eğlenceli örnekler ve hikayeler sayesinde okuma deneyimi keyifli hale getiriliyor.
  • Geniş Kapsamlı Bilgiler: Atom hakkında temel bilgilerin yanı sıra tarihsel süreç ve güncel gelişmeler de aktarılıyor.
  • Çizimler: Kitaptaki çizimler, anlatılan konuları daha iyi anlamayı sağlıyor.

Neden Bu Kitabı Okumalısınız?

  • Çocukların Merakını Tetikler: Atom gibi gizemli bir konu, çocukların bilimsel meraklarını uyandırır.
  • Bilgi Düzeyini Artırır: Kitap, çocukların atom hakkında temel bir bilgi birikimi kazanmalarına yardımcı olur.
  • Okuma Keyfini Artırır: Eğlenceli anlatımı sayesinde kitap, çocukların okuma alışkanlığı kazanmalarını sağlar.

Şu Acayip Atom Sunuş

Merhaba Acayip Şeyler’in meraklı takipçileri!
Bu kitaptaki konumuz atomlar! Kitaba başlamadan önce, “Atom dediğin küçücük bir Şey, koca kitabı dolduracak kadar “acayip Şey” bulabilecek miyim acaba?” diye sordum kendi kendime…
Fakat Şimdi, 160 sayfalık sınırı aştığım halde, daha yazmayı düşündüğüm onlarca başlığın masamın üzerindeki küçük not kâğıtlarında mahzun mahzun bana baktığını görmekteyim…
Mesela, atomda saklı nükleer güçten bahsettiğim halde; bu gücün insanoğlunun kullandığı en büyük enerji kaynağı olduğundan bahsedemedim… Bir nükleer santralin nasıl çalıştığına dair hiçbir Şey anlatamadım sizlere…

Işığın ve renklerin olağanüstü dünyasına ise hiç giremedim. Ancak, atomlar hakkında bilgi toplarken, ışık hakkında öyle acayip şeyler öğrendim ki, önümüzdeki aylarda, Acayip Şeyler’in bir kitabı da “Şu Acayip Işık” olacak anlaşılan… Ben bu kitabı yazarken, sürekli İsviçre’deki CERN Deneyi ile ilgili yeni gelişmeleri takip ediyordum… Daha birkaç gün önce bilim adamları, atomu oluşturan yepyeni bir parçacık keşfettiğini okudum haberlerde… CERN Deneyi’nden, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndan, Higgs Bozonu’ndan da bahsetmek isterdim, ama olmadı… Buna rağmen, elinizdeki kitapta atomlar alemine dair çok çok ilginç bilgiler bulacaksınız. Elimden geldiği kadar bu anlaşılması zor konuyu eğlenceli bir hâle getirmeye çalıştım.

Umarım, dizimizin öteki kitapları gibi Şu Acayip Atom kitabını da, keyifle okur, çok Şey öğrenirsiniz… Ve umarım bundan otuz ya da kırk yıl sonra, Van’da, Erzurum’da, Afyonkarahisar’da ya da Bursa’da doğmuş; adı da Ahmet, Zeynep, Hüseyin, Emirhan ya da Hümeyra olan bir Atom Fiziği profesörünün, Nobel Fizik Ödülü’nü almak için çıktığı kürsüde, konuşmasına şu şekilde başladığını duyabilirim: “Ben çocukken babam bana Şu Acayip Atom adlı bir kitap almıştı. Gerçekten çok acayip bir kitaptı…” Teşekkür: Bu kitabı, zaman ayırıp gözden geçiren ve birbirinden faydalı fikirlerini bizimle paylaşan değerli öğretmenimiz Sevgi Kirişçioğlu’na katkılarından dolayı çok çok teşekkür ederiz… Şu Acayip Hücre ismini taşıyacak bir sonraki kitapta görüşmek ümidi ile, hoşçakalın…

Şu Acayip Atom Hakkında

Yayınevi : Uğurböceği Yayınları
Genel Yayın Yönetmeni: Ergün Ür
Yayınevi Editörü: Özkan Öze
Tashih: Emine Aydın
İç Düzen/Kapak: Zafer Yayınları
ISBN: 978-605-9723-22-0
Sertifika No: 14452
Sayfa Sayısı : 160

Şu Acayip Böcekler Yazar Hakkında

TARIK USLU: Gerçek adı Özkan Öze olan yazar, 1974 yılında Adapazarı’nda doğdu. Gittiği okullarda, okumak ve yazmaktan daha önemli bir Şey öğren(e)medi. Lise yıllarında Zafer Dergisi’nin yazı işlerinde çalışmaya başladı. Bir süre derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Daha sonra, Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayınları ve İlkgençlik Yayınları’ndan oluşan Zafer Yayın Grubu’nun editörlüğünü sürdürdü. Hem kendi ismiyle hem de, çocuklar için yazdığı popüler bilim kitaplarında kullandığı Tarık Uslu ismi ile pek çok kitabı yayınlandı. Türkiye’de yüz binlerce çocuk okura ulaşan Merak Ediyorum Dizisi; İngilizce, Almanca, Fransızca, Hollandaca, Endonezca ve Kürtçe’ye tercüme edildi. Yazı çalışmaları aralıksız devam eden yazar, evlidir ve iki çocuğu vardır.

Şu Acayip Atom İçindekiler

  • Atom Çağı Nasıl Başladı?
    Aristoteles, Olaya El Koyuyor!
    John Dalton Adında Bir Öğretmen
    Bilardo Topu Değil Üzümlü Kek
    İşler ve Kafalar Karışıyor!
    Rutherford’un Güneş Sistemi Modeli
    Atom Modelinde Son Moda!
  • Atomun Büyük Küçüklüğü!
    Fena Halde Küçük Bir Hesap
    Bir Atomu Görmek
  • Büyük Boşluk
  • Nötronlar ve Protonlar
  • Kehribar taşının esrarı
  • Bir takım tuhaf deneyler
  • Elektrik nasıl çarpar?
  • Kurşunkalemin ucundaki en son atom
  • En sevdiğim molekül: H2O
  • Madde madde madde
  • Isı ve sıcaklık
  • Sesim geliyor mu?
  • E=mc²
  • Moriwaki Yoko’nun son günü

Şu Acayip Atom Özet

Atom Çağı Nasıl Başladı?

DEMOKRİTUS, otel odasının penceresinden süzülüp gelen pırıltılı güneş ışıklarının, etkisiyle gözlerini açıp, yatağından doğrulduğunda ilk olarak:

“Büyük bir keşif yapmak için ne güzel bir gün!” dedi. “Ama önce plaja inmeli, sahilde yürüyüşe çıkmalıyım. Belki de, babamın kumdan bir heykelini yaparım; çok özledim adamı!”

Abderalı Demokritus gezmekten tozmaktan acayip keyif alan bir filozoftu. Bu uğurda ailesinden kalan bütün serveti yemiş bitirmişti…

Ayaklarında parmak arası terlikleri, sırtında havlusu ile, kaldığı otelin lobisinden plaja inmek üzere ayrıldı.

Kıyı boyunca uzayan plaj, pırıltılı Akdeniz güneşinin altında ışıl ışıl yanmakta; bu da Demokritus’un gözlerini kamaştırmaktaydı.

“Buradan bakıldığında kumsal tek bir şeymiş gibi gözüküyor” dedi. “Aslında minnacık minnacık sayısız kum tanesinden oluşuyor..!”

O an, Demokritus’un kafasında, o güne kadar kimsenin kafasında çakmayan bir şimşek çaktı.

“Tıpkı bu kumsal gibi etrafımızda gördü; taneciklerden oluşuyor olmasın sakın!”

Tabi ya! Başka nasıl olacak? Kesin öyledir! Taşlar, ağaçlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar.. Akla gelebilecek her Şey gözle görülemeyecek kadar minicik taneciklerden, kumsalı oluşturan kum tanecikleri gibi taneciklerden oluşmaktadır!

Bu tanecikler o kadar küçüktür ki, çıplak gözle görülmezler. Onlardan daha küçük bir Şey olamayacağı için parçalanıp bölünmezler de… Bu yüzden onlara “Bölünemez” anlamına gelen ATOMUS ismini veriyorum!”

İşte bu gerçekten de küçük(!) bir buluştu.

“Aman Allah’ım!” diye bağırdı Demokritus. “Hemen otele dönmeliyim! Açık büfe kahvaltı saati geçmek üzere!”

Nefes nefese otelin restoranına gelen filozof, kahvaltının çoktan bittiğini, yaşlı bir Spartalı askerin ise, yerleri süpürüp, masaları topladığını gördü.

Demokritus:

– Ama ben daha hiçbir şey yemedim ki! diye sızlandı.

Spartalı:

– Sakın geç kaldığın için olmasın! diye cevap verdi.

Demokritus ellerini beline koydu ve başını öfkeli bir hindi gibi Spartalıya doğru uzatarak:

– Sakın çok büyük bir buluş yaptığım için geç kalmış olmayayım..!? dedi.

– Öyle mi? Ne buldun peki? Umarım dünyanın basına bela olacak bir Şey değildir!

– Az önce atomu buldum ben!

– İçecek bir Şey değil miydi 0?

– Sen Trakyalı mısın?

– Yoo… Spartalıyım. Neymiş peki bu atom?

– Bak sana Şöyle basitçe anlatayım. Şu etrafımızda gördüğümüz her Şey ama her Şey minicik, yuvarlak, misket gibi atomlardan oluşuyor. Tıpkı plajın, kum tanelerinden oluşması gibi…

– Eeee! N’olmuş yani!

Seni ihtiyar sersem! Hâlâ farkedemediysen söyleyeyim; az önce Atom Çağı’nı başlattım ben!

– Ne? Yalama Taş Devri bitti mi yani?

– Ne sandın? Hadi Şimdi bana biraz kızarmış ekmek, bal, tereyağı, ılık süt ve bol kekikli siyah zeytin getir bakalım…

– Baksana sen! Her Şeyin atomlardan oluştuğunu söylüyordun değil mi?

– Kıyak buluş ama! Hadi itiraf et..

– Kızarmış ekmek ve Şu süpürgemin sapı aynı atomlardan mı oluşuyor şimdi?

– Kesinlikle!

– Öyleyse, al bu sapı ve kemirmeye başla! Kızarmış ekmeği falan da unut! İnsan, Mora Yarımadası’nın en meşhur gülle atma takımı ile aynı otelde kalır da, kahvaltıya gecikir mi? Ne varsa silip süpürdü adamlar… Akşam yemeğine kadar su bile yok mutfakta! Haydi bas git! Biraz daha düşün; belki nükleer enerjiyi de bulur getirirsin…

Demokritus açlıktan guruldayan midesine kocaman bir yutkunma gönderdikten sonra:

– “Keşke!” dedi. “Atomus yerine öğle yemeği diye bir şey bulsaydım.. En azından akşama kadar aç kalmazdım…”

Aristoteles, Olaya El Koyuyor!

Demokritus, günümüzden neredeyse 2500 yıl kadar önce, uzaktan tek bir parçaymış gibi görünen kumsalın, aslında minicik kum tanelerinden oluştuğunu farketti ve buda adamı filozof yapmaya yetti…

Kısa bir süre içinde, maddenin en küçük yapı taşı olarak bölünmez parçalanmaz ATOMUS fikri etrafa yayıldı ve konuşulup tartışılmaya başlandı.

– Her Şey atomlardan oluşuyormuş.

– Ne diyosun?!

– Çok küçük oldukları için göremiyormuşuz.

– Ne kadar küçük?

– Aha Şu kadar, bak!

– Hakkaten göremedim, gerçekten…

Fakat o devirde Demokritus’un değil başka bir filozofun borusu ötmekteydi: Büyük Aristotales’in,

Ve Aristo’nun madde hakkındaki görüşleri Demokritus’tan çok daha farklıydı.

Ona göre madde sonsuza kadar bölünebilirdi.

Yani bir elmayı ortadan ikiye böldükten sonra, elinizdeki yarım parçayı tekrar ortadan ikiye bölebiliyorsanız, o yarımın yarısını da tekrar bölebiliyorsanız; yarımın yarısının yarısını da bölebilirdiniz.

Bu kadarına kimsenin itirazı yoktu ama Aristo, bu kadarıyla yetinecek adam değildi.

Yarımın yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının yarısının da bölünebileceğini söyledi. Sonra da “Ve bu böyle sonsuza kadar sürüp gidebilir.” dedi.

O yüzden Aristo’ya göre maddeleri oluşturan misket gibi, kum tanesi gibi bölünmez parçalanmaz bir atomdan bahsetmek, saçmalamaktan başka bir Şey değildi…

Üstelik, Demokritus’tan da zerre kadar hoşlanmazdı… Fakat çok da haksız değildi! Atom “bölünmez, parçalanmaz” anlamına geliyor; oysa bugün çocuklar bile atomun bölünebilir olduğunu biliyor!

Bana sorarsanız Aristo atomun da bölünüp parçalanabileceğini ve daha küçük parçacıklardan meydana geliyor olduğunu söylerken haklıydı elbette; fakat bu işin sonsuza kadar sürüp gideceğini söylerken biraz abartıyordu…

Aristo’nun, aklının almadığı meseleleri böyle sonsuza kadar uzatarak “gerçekten akıl almaz” hale getirmek gibi bir alışkanlığı mı vardı yoksa!?

John Dalton Adında Bir Öğretmen

Neredeyse 2000 sene kimse Demokritus’un atom fikrinden bahsetmedi.

1803 yılında John Dalton adında bir öğretmen kafayı maddenin yapısına fena halde takmıştı. John Dalton da tıpkı Demokritus gibi maddelerin bölünmez parçalanmaz zerrelerden; yani atomlardan oluştuğuna inanıyordu.

Dalton’a göre atomların, bilardo toplarına benzeyen bir şekli vardı. Atomlar sertti, bölünmezdi asla kesilip parçalan(a)mazdı.

Dalton atom modeli bilardo topları gibiydi. Minik, sert ve parçalanmaz bir kürecik.

Dalton’un atomu günümüzdeki atom modelleri ile kıyaslandığında son derece ilkel ve basit bir modeldi. Üstelik Demokritus’un bölünmez parçalanmaz atom fikriyle yan yana konduğunda pek de farklı bir tarafı yoktu! Aradan geçen 2000 sene, maddenin yapısı konusunda çok fazla bir yol kat edilmiş sayılmazdı…

Ama yine de, maddeleri oluşturan Şeyin atomlar olduğunu söylemek; “Ağaçların yüksek yapraklarını yemek için üst dallara uzanan bir takım hayvanların boyunları zaman içinde uzadı uzadı uzadı ve zürafa oldular” diyen bilim adamlarının yaşadığı bir çağa göre, fena bir buluş değildi gerçekten…

Bilardo Topu Değil Üzümlü Kek

Dalton, bir kabın içindeki sıvı maddeyi inceliyor! Sizce yeterince yakından ve yeterince dikkatle bakarsa atomları görebilir mi? (Elbette şaka yapıyorum!)

Dalton ömrünün sonlarına doğru, bilardo topuna benzeyen atom modelinden ufak ufak kuşkulanmaya başladı.

“Ya bu topların içinde çok daha küçük parçalar varsa?”

Öyle ya! Bu da insanın aklına gelmiyor değildi. Fakat Dalton bu konuda daha ileriye gidemedi ve bayrağı JJ. Thomson adındaki İngiliz fizik bilginine devretti.

Atomun yapısı hakkında bir fikir öne sürme sırası JJ. Thomson’a gelmişti çünkü…

1900 yılların başlarıydı… Sör Thomson, atomun yapısında elektron adı verilen başka parçalar olduğuna dair küçük (Nasıl büyük olabilir ki atomdan bahsediyoruz burada!) ipuçları keşfetti. Thomson’un önerdiği atom modeline “ÜZÜMLÜ KEK MODELİ” adı verildi. Üzümlü kekin içindeki üzümler gibi atomun içinde de elektron adı verilen parçacıklar bulunmaktaydı.

“Üzümlü kek bize uymaz” diyenler için Thomson’un modelini karpuza da benzetebiliriz. Thomson’a göre, karpuzun içindeki çekirdekler gibi atomun içinde de, elektron adı verilen parçacıklar bulunmakdaydı…

İşler ve Kafalar Karışıyor! Rutherford’un Güneş Sistemi Modeli

Ernest Rutherford, 12 çocuklu bir ailenin 4. çocuğu idi. Son derece fakir bir evin zeki ve çalışkan çocuğu Rutherford, liseyi burslu okudu. Sonunda, Cambridge Üniversitesi’ne kabul edildi ve JJ. Thomson’un yanında çırak olarak işe başladı.

Atomun nasıl bir şekli olduğu konusundaki çalışmalarına ustasının Üzümlü Kek Modeli’ni sorgulamakla başladı. Ve yaptığı bir dizi acayip deney sonunda, Atomun “Üzümlü Kek”ten daha çok Güneş Sistemi’ne benzediğini söyledi.

Rutherford’a göre, atomun ortasında bir çekirdek vardı ve elektronlar, bu çekirdeğin etrafında Güneş’in etrafında dönen gezegenler gibi dönmekteydiler.

Atom Modelinde Son Moda!

Danimarkalı fizik bilgini Neils Bohr, Profesör Rutherford’un atom modeli üzerinde çok kafa yordu ve bu modeli biraz daha geliştirdi.

Bohr’un yaptığı birbirinden karışık deneyler sonunda, elektronların atomun çekirdeği etrafında belli bir yörüngede, belli bir uzaklıkta ve olağanüstü bir hızda dönmekte olduğu anlaşıldı.

Ardından J. Chadwick adında bir fizikçi ortalığa çıktı ve “Benim de çorbada bir tuzum olsun!” diyerek, atomun ortasındaki çekirdeğin sadece bir çekirdek olmadığını adına nötron ve proton denen küçük parçacıklardan oluştuğunu söyledi…

Bir süre sonra, Heisenberg ve Schrödinger adında bilim adamlarının çalışmaları, Bohr ve Chadwick’in atom modelini de biraz değiştiriverdi…

Günümüz bilim adamlarının üzerinde “Daha iyisini bulana kadar en iyisi bu” dedikleri atom modeline göre, elektronlar hem kendi çevrelerinde hem de atom çekirdeğinin etrafında dönerler; ama ne hızları ne de yerleri hakkında kesin bir şey söyleyebiliriz. Sadece “Şuralarda bir elektron olabilir!” diyebiliriz. Bu, “Şuralarda bir elektron olmayabilir” demekle aynı şeydir aslında…

Bohr, Chadwick, Heisenberg ve Schrödinger… Bu adamların hepsi de ömürlerini doğru düzgün bir atom modeli bulmak uğruna çalışarak geçirdiler. Bugün, “İçimizden birinin aklına daha iyi bir fikir gelene kadar en iyisi bu” diyerek kabul ettiğimiz Modern Atom Modeli onların katkılarıyla ortaya çıktı…

Çekirdeği oluşturan protonlar ise KUARK adı verilen üç küçük parçacıktan meydana gelirler. Fakat iş bununla da bitmez kuarklar da SİCİM’lerden oluşurlar…

SİCİM TEORİSİ Atom Modeli’nde son modadır. Bu teoriye göre atomu oluşturan parçacıklar sicim adı verilen iplikçiklerden oluşuyor. Bütün atom bu iplikçiklerle ilmek ilmek örülmüş bir yapıda!

İşte Demokritus’tan gü üze kadar insanların atomun yapısı hakkında ileriye sürdükleri fikirler, ortaya attıkları atom modelleri en kısa ve en basit şekliyle böyle…

Acaba Üzümlü Kek Modeli’nin sahibi Thomson bu günleri görseydi ne derdi?

Peki ya, Bilardo Topu Modelini ortaya atan Dalton?

Ama ben en çok Demokritus, Modern Atom Modeli’ni görebilecek olsa, nasıl bir tepki verirdi onu merak ediyorum…

  • – Bu ne?
  • – Bu Şey iştel Atom!
  • – Ben bulduğumda böyle değildi!?
  • – Ohooo! Senin dediğin iki bin beş yüz sene kadar önceydi ihtiyar. Ama hiç üzülme! Bizim bulduğumuz da hiç yerinde durmuyor. Sürekli değişiyor…

Etrafımızdaki her Şey. hava su toprak, ağaçlar, çiçekler, karıncalar, fındık fareleri, tek hücreli canlılar, bakteriler, mikroplar, Ay’lar güneşler yıldızlar. insan vücudu, gören gözlerimiz, işiten kulaklarımız, güm güm atan kalbimiz, damarlarımızda akan kan, tel tel saçlarımız…

Gördüğümüz, hissettiğimiz, işittiğimiz yahut var olup da varlığından o bile haberdar olmadığımız her Şey, tanesi santimetrenin kaç milyonda biri büyüklüğünde atomlardan oluşuyor…

Bir takım bilim adamları, milyarlarca milyarlarca milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki gök adaları ve onların ötesinde neler olup olmadığını araştırıyor…

Onların araştırdıkları şeylerin büyüklüklerini aklımız almıyor…

Bir takım bilim adamları da, gözlerini atomun üzerine dikmiş ve bu esrarengiz Şeyin sırlarını çözmeye çalışıyor…

Onların araştırdıkları şeyin de küçüklüğünü aklımız almıyor…

Ve yaratılmış en küçük Şey ile en büyük Şey arasında neredeyse tam ortada durduğumuz için, her iki tarafa da hayretle ve ibretle bakıyoruz…

Bazen yıldızların akıl almaz ihtişamı, bazen atomun akıl almaz küçüklüğü gözlerimizi kamaştırıyor…

Ve, “Allah ne büyük!” diyoruz. “Şu yıldızları nasıl yaratmış..? Şu atomları ne kadar da küçük..”

Evet yıldızlar büyüktür, atomlar ise küçük!

Peki ama ne kadar küçük?

Atomun Büyük Küçüklüğü

BİR ŞEYİN ne kadar küçük olduğunu anlatmak için pek çok kelime vardır. “Miniminnacık” onlardan biridir. Fakat ben bu “miniminnacık”ın aslında ne kadarcık olduğunu hiç anlayamamışımdır. Gerçekten de “miniminnacık” ya da
“miniminicik” ne kadarcıktır bilen var mı?

Bir kedi yavrusu kadar mı..?

Bir çit serçesi kadar mı..?

Yoksa sinek kadar bir şey mi..?

Belki de çok daha küçük, bit kadar bir şeydir miniminnacık..!?

Peki ama ya tek hücreli bir canlıdan, mesela, bir Terliksi Hayvan’dan bahsediyorsak?!

Asıl miniminnacık olanlar, terliksi hayvanlar, ya da Çoraplı Amipler, gibi tek hücreliler olmasın sakın ha?!

Gördüğünüz gibi, miniminnacık tam olarak ne kadarcıktır, belli değil!

Bu yüzden bir Şeyin ne kadar küçük olduğunu anlatmak, bazen büyük bir problem olur…

Hele de atomlardan bahsediyorsanız, başınız gerçekten belada demektir…

Fena Halde Küçük Bir Hesap!

Şu çizgiyi görüyor musunuz? Onun boyu tam 1 cm’dir.

Böyle bir çizgiyi yan yana tek sıra halinde dizilmiş atomlarla çizmeye kalksaydık; bize tam 100.000.000 (yüz milyon) tane atom gerekecekti.

Çünkü atomların ortalama büyüklüğü 1 cm’nin yüz milyonda biri kadardır!

Şimdi okumakta olduğunuz bu sayfayı kıvırıp ne kadar ince olduğuna bir bakar mısınız lütfen.. Gerçekten çok ince değil mi? Yaklaşık 1 mm’nin 10’da 1’i kalınlığında..

Eğer, bu kitabın sayfası üzerindeki atomlar el ele tutuşup, sayfadan aşağıya doğru inen bir zincir oluşturmaya karar verecek olsalardı; bu iş için kendileri gibi 1 milyon atomu ikna etmeleri gerekirdi!.

Durun! Durun! “Kafamız karıştı, beynimiz büzüştü. Aman üstümüze daha fazla gelme! Zaten yarın Matematikten sözlü var yazılı var..” diyerek kaytarmayın sakın… Görmemiz gereken birkaç küçük hesap daha var!!

Bir takım bilim adamları, — artık nasıl hesaplamışlarsa— tek bir tuz tanesindeki atomları; saniyede 1 milyon atom sayabilecek bir hızla saymaya kalkarsak, bu işi üç-beş asırdan önce bitiremeyeceğimizi söylüyorlar.

Şimdi mutfağa gidip tuzluktan bir tuz tanesi alıp avucunuzun içine koyun ve o minicik taneye dikkatlice bakın! Bu, atomların ne kadar küçük oldukları konusunda size bir fikir verir..

Yine bilim adamlarının dediğine göre, eğer avucunuzun içindeki o tuz tanesindeki bütün atomları tuz tanesinin kendisi kadar büyütsek, tanecik, 10 km yüksekliğinde bir tuz dağına dönüşürmüş.

Ortalama bir insanın bedeninde 70 milyar kadar hücre bulunur peki hiç merak ettiniz mi, bir hücrede kaç atom bulunur?

Cevap veriyorum: Aşağı yukarı, 40 milyon!

Siz şimdi üşenmezsiniz ve 70 milyar ile 40 milyonu çarpıverirsiniz birbirine ve insan bedenini oluşturan atom sayısını bi çırpıda bulursunuz… O yüzden ben, bildiğim halde söylemeyeceğim…

Bir Atomu Görmek

Yani biz şimdi dünya gözüyle bir atomu göremeyecek miyiz?
Bu Şartlar altında, biraz zor gözüküyor açıkçası…
Eğer bilim adamları ileriki yıllarda, şimdikilerle kıyaslanmayacak kadar olağanüstü büyütme yetenekleri olan bir takım acayip mikromikromikroskoplar yapabilirlerse, belki atomu şimdikinden çok daha net görme imkânını buluruz. En azından, bu güne kadar görüntülenebilenlerden çok daha net bir fotoğrafını…

Bunun dışında geriye tek bir yol kalıyor o da bir atomu, mesela bir Karbon atomunu büyütmek!

Ama bu imkânsız bir şey! Aklı azıcık başında hiçbir bilim adamının böyle bir işe zaman harcayacağını sanmam..

Peki ama hayal etmenin bize ne zararı olur!? Eğer bir atom, yeterince büyürse onu görebilir miyiz gerçekten?

Evet teorik olarak bu mümkün. Ama yeterince ne kadardır haberiniz var mı?

Şimdi elinize bir elma alın. Ve o elmanın dünya kadar büyüdüğünü hayal edin.

Elma, dünya kadar büyüdüğünde, onu oluşturan atomlar aşağı yukarı bir futbol topu kadar irileşmiş olurlar.

İşte şimdi o futbol topu kadar irileşen atomlardan birini alır; evirir çevirir ve nasıl bir şeymiş bakıp öğrenebiliriz değil mi?

Pek değil maalesef!

Bu boydaki bir atom bile, bize kendisi hakkında fazla bilgi vermez.

Gördüğümüz Şey, üzerinde vızır vızır elektronların döndüğü ışıktan bir topa belki benzer, belki benzemez.

Eğer atomun kalbini; yani nötron ve protonlardan oluşan çekirdeğini görmek istiyorsanız, o futbol topunu da, en az bir futbol sahası kadar büyütmeniz gerekir! Bu durumda az önceki elmanın boyutları hayalimizin sınırlarını bile aşmış olacağı için, onu hiç düşünmeyelim isterseniz…

Futbol sahası kadar büyüyen atomun çekirdeği, futbol topu boyutuna erişir ve onun 1000 metre kadar uzağında misket kadar boylarıyla dönüp duran elektronları görebilirsiniz artık…

Tabii bu hayal olduğu için, elektronların, en fazla im ek Makkuin kadar hızlı olduklarını varsayıyoruz:

  • — Fiyuvvwwwwwwl
  • — Aha bi elektron geçti bak!
  • — Ben kaçırdım abi, göremedim!
  • — Bak, bak, bak! Geliyo bak bi tane daha!
  • — Fiyuvvwwwwwvl
  • — Vay! Vay! Vay! Vay!
  • — Sakın önünde durma Zekayi, çarpar!
  • — Ben bi çekirdeğe kadar gidip gelicem Ferruh abi…
  • — Niye ki?
  • — Hiç! Merak ettim. Soğuk mu sıcak mı, ona bakıcam!
  • — Aman gözüm, orayı burayı çok elleme, parçalanır falan!
  • — Yok! Parmaamın ucunlan, Ferruh abi!
  • — Atomlan Şaka olmaz Zekayi!
  • — Fiyuvvvvwwvwl
  • — Aha bak! Bi elektron daha geçti…
  • — Ferruh abiiiii! Bak ne buldum?
  • — O ne oğlum?
  • — Nötron diyolar!
  • — Gerizekayi, yaktın bizi!
  • — Abi sıcak oldu birden; onu mu diyon!?

Büyük Boşluk

İNSAN VÜCUDUNUN yarısından çok daha fazlasının (%70’inin) sudan oluştuğunu ilk öğrendiğimde, gerçekten şaşırmıştım. Aynaya her baktığımda içimden: “Şu işe bakın!” derdim. “Neredeyse tamamen sudan yaratılmışım…”

Bakkal önlerinde su dolu damacanalar gördüğümde gülümser ve bedenimdeki her bir hücrenin, o damacanalar gibi su ile dolu olmasının ne kadar Şaşılacak bir gerçek olduğunu hatırlatırım kendi kendime…

Elbette bedenimde sudan başka maddeler de var. Mesela Karbon, Kalsiyum, çekip çıkarılsa bir adet inşaat çivisi yapmaya yetecek kadar Demir… Fosfor, Potasyum, Kükürt, Magnezyum, Sodyum vs.. Ama en büyük oran 2 Hidrojen ve 1 Oksijen atomundan oluşan su moleküllerine ait.

Gören gözlerim, işiten kulaklarım, koku alan burnum, tadan dilim, tutan ellerim, yürüyen bacaklarım, güm güm atan kalbim, damarlarımda dereler gibi akan kanım ve beynim…

Neredeyse tamamen sudan yaratılmışım!

İnsan vücudunun yarısından çok daha fazlasının sudan yaratıldığını öğrenmek beni çok Şaşırtmıştı…

Ancak, atomlar aleminin Fen ve Teknoloji ile Hayat Bilgisi kitaplarında pek bahsedilmeyen gizemleri arasında yaptığımız bu yolculuk sırasında öyle bir şey öğrendim ki, “sudan yaratılmış olmak”tan çok çok daha Şaşırtıcı ve çarpıcıydı!

İnsan vücudunda yaklaşık 70 milyar hücre var. Her bir hücre ise ortalama 40 milyon atomdan oluşuyor.

Bu trilyonlarca atomun her birinin bir çekirdeği ve o çekirdeğin etrafında dönüp duran elektronları bulunuyor. Fakat çekirdek ile elektronlar arasındaki mesafe—onların büyüklüklerine göre—olağanüstü boyutlardadır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.