Dünyanın En İyi Öğretmeni Hikayesi
49 yıl önce, bir yaz günü, annemin babamın beşinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Doğduğum yeri her yıl ziyaret ederim. (…)
İlkokula başlamama yakın Kayseri’ye taşındık. Daha doğrusu, okullar açılınca şehre gidiyor, kapanınca köyümüze dönüyorduk. Hem iyiydi hem kötü. İyiydi, yaz boyu ağaçlara, tepelere tırmanabiliyordum. Ağabeyimle, kendi yaptığımız oltalarla Kızılırmak’tan balık tutuyorduk. Kuşlar, arılar, karıncalar biraz hayal gücüyle arkadaşa dönüşüveriyorlardı. Kötüydü, çünkü köydekiler şehirli konuşmama, şehirdekiler köylü konuşmama gülüyorlardı. Radyo en doğrusunu bilir diye, onun gibi konuşmaya başladım ben de. Bu kez herkes güldü. Artık bir kekemeydim. Kesintisiz süren tek arkadaşlığım kedimiz Elvan’laydı. Hasır sepetin içinde, ben nereye o oraya…
Okula başlamayı çok istiyordum ama korkuyordum da. Güzel konuşamazsam pekiyi ile nasıl geçecektim? Üç yaş büyük ağabeyime, okulda öğrendiklerinin birazını da bana öğretmesi için yalvarıyordum. O da gürültü patırtı yapmamam, çantasını karıştırmamam koşuluyla bir şeyler öğretiyordu bana. Bu korkuyla, yüze kadar ileri geri saydım durdum.
Neyse ki dünyanın en iyi öğretmeni benim öğretmenim oldu.
“Yumurtanın kulpu yok
Gözlerimde uyku yok
Sür gemici gemiyi
Hiç kimseden korkum yok.”
Türküsüyle başlıyorduk derse. Ben kulplu yumurtalar hayal ediyordum. Bir de denizi; önce dumanı, sonra bacası görünen gemiyi çok merak ediyordum. İlk şiirim deniz hakkındaydı. Şiirde hiç kimseden korkmadığımı anlatıyordum. Öğretmenim gurur duymuştu benimle. Şimdi, taa o zamandan kalma bir özlemle, denize, gemilere bakar dururum.
Zeynep UZUNBAY