Dili tutulmuş, konuşamaz duruma gelmiş, dilsiz (eski)
Dili tutulmuş, konuşamaz duruma gelmiş, dilsiz için eski ifadelerde, Farsça kökenli olan edebiyatta, “suskun” veya “sessiz” anlamında kullanılan lal denir.
“Lal” kelimesinin birden fazla anlamı vardır:
1. Parlak kırmızı renkte olan, billur hale gelmiş, saydam bir alüminyum oksit bulunan değerli taş. Bu anlamda, lal genellikle yakut veya spinel gibi taşları ifade etmek için kullanılır.
2. Dili tutulmuş, konuşamaz duruma gelmiş ve dilsiz. Bu anlamda, lal nadiren kullanılır ve genellikle şiirsel veya edebi bir bağlamda bulunur.
3. Kırmızı renkli bir çeşit mürekkep. Bu anlamda da lal günümüzde pek kullanılmamaktadır.
4. Ağır eşyalar için kullanılan bir sıfat. Bu anlamda da lal oldukça nadirdir.
Hangi anlamın kullanıldığı, cümlenin bağlamına göre değişir.
Örnekler:
- “Parmaklarındaki lal yüzük göz kamaştırıyordu.” (1. anlam)
- “Lal olan dilimden bir kelime bile çıkmıyor.” (2. anlam)
- “Eski mektuplar lal mürekkeple yazılmıştı.” (3. anlam)
- “Lal ağır bir yük taşıyordu.” (4. anlam)
Ek bilgiler:
- “Lal” kelimesi Farsça kökenlidir ve Arapçadan Türkçeye geçmiştir.
- Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğü’nde de bu anlamlar yer almaktadır.