Sistem Kuramının Gelişimi

Sistem Kuramı’nın sosyal hizmetteki büyük etkisi 1970’li yıllarda olmuştur. Hearn, 1958 ve 1969 yıllarındaki çalışmaları ile Sistem Kuramı’nı sosyal hizmete uyarlayarak ilk katkıları vermiştir. Ayrıca, 1970’li yılların ortalarında, aile terapisinin önemi artmış ve bu durum sosyal hizmette de etkili olmaya başlamıştır. Sistem düşüncesinin uygulamaya aktarılması Goldstein ile Pincus ve Minahan’ın 1973 yılında yayımladıkları çalışmalar ile başlamıştır. Bu çalışmalar, Vickery’in 1974, Specht ve Vickery’in 1977 ve Olsen’in yorumlarıyla İngiltere’de dikkate değer bir etki yaratmıştır. Daha sonraki yıllarda Siporin (1975), Germain ve Gitterman (1980) Ekolojik Sistem Kuramı’nı geliştirmiş ve bu kuram Amerika Birleşik Devletleri’nde dikkate değer bir yer bulmuştur.
Sosyal hizmet uygulaması için kullanılan kavramsal çerçeve, durum içinde birey bağlamında, müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanlarının sorunu anlamasına ve sorun çözme sürecine yardımcı olmalıdır. Sistem Kuramı neden – sonuç ilişkisi kurma yerine, birey ve durumu birbiriyle karşılıklı ilişki içinde bir bütün olarak ele almaya yardımcı olmaktadır. Çevrenin bireyin nasıl davranacağını mı belirlediği, yoksa bireyin mi çevreyi etkilediği tartışmasıyla daha az ilgilenmek gerekir, çünkü birey yaşamın en önemli parçasıdır. Durum içinde birey bir bütündür. Birey ve çevre karmaşık bir ilişki içindedir. Bu dinamik ilişkiler, etkileşimler ve örgütsel kalıplar bireyin işlevselliği açısından önemlidir. Bütün, parçaların toplamından farklıdır ve daha fazlasıdır. Birey ve bireyin içinde bulunduğu çevre, ayrı ayrı değerlendirilirse, sosyal işlevsellik sorunu yeterince anlaşılamaz. Tersine, birey ve diğer sosyal sistemler arasındaki karmaşık etkileşim anlaşılmalıdır. Bununla birlikte, bir bütün olarak sistemin dinamiklerini, süreçlerini ve etkileşimlerini anlamak için bir çerçeveye gereksinim vardır. Bu anlayış sorunları, birey ve ailenin patolojisi olarak düşünmekten farklı bir şeydir. İşlevsel olmayan birey veya işlevsel olmayan aile terimleri sistemik bakış için uygun değildir, çünkü bu kavramlar birey, aile ve çevrenin etkileşimsel doğasını yansıtmaz.
Yaklaşım; birbiri ile ilişkisi olan anlamında dünyanın bir sıraya konmasıdır. Bir sistem birbiriyle ilişkili ve birbirine bağımlı parçalardan oluşmaktadır. Sistemin bir sınırı vardır. Sistemin kendi sınırları dışındaki bireylerle ve sistemlerle ilişkisi vardır. Sistemin sınırları dışındaki sistemlerle ilişkisi kendi içindekilere göre daha az yoğundur. Çevre, sosyal sistem üzerinde bir etkiye sahiptir. Sosyal Sistemler Yaklaşımı parçaları, bütünü, çevreyi ve onlar arasındaki ilişkileri göz önünde bulundurmayı gerektirir. Sosyal sistemler kuramı, sosyal hizmet uzmanlarına, birbirinden farklıymış gibi görünen varlıklar arasındaki ilişkiyi ve bağlantıyı kavramsallaştırma olanağı sağlar. Bu varlıklar bireyler, aileler, küçük gruplar, kuruluşlar, topluluklar ve toplumlar biçiminde sıralanabilir. Sistemlerin farklı sınıflandırmaları arasında benzerlikler ve farklılıklar vardır. Bu, sosyal hizmet uzmanlarına besleyici ve sağlayıcı sistem içinde bireysel konular ve toplumsal sorunların her ikisini de göz önünde bulundurmada yardımcı olur.
Bir sosyal sistemde bireyler diğerlerine bağlıdır ve her birey bir diğerini karşılıklı olarak etkiler. Kavramsal çerçeve olarak, Sistem Kuramı bireye ve çevreye ayrı ayrı bakmak yerine, durum içinde bireyin sistemik etkileşimini ele alır. Sistem kuramcıları, nedensel sorumlu atamak ya da bireyi suçlamak yerine, sorunları sistemik işlemlerin bir sonucu olarak görür. Sistem Kuramı açıklayıcıdır, keşfedicidir; ancak reçete verici değildir. Sistem Kuramı, müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanlarının sorun çözme etkinliklerine uyarlayabileceği belirli değişme stratejilerini tanımlamaz. Sistem Kuramı, zengin ve kapsamlı repertuardan uygun müdahale modelleri ve yaklaşımları geliştirmek için kavramsal bir temel oluşturur. Sistem Yaklaşımı’nın “her sistem, bir diğerini etkiler” ilkesi, sosyal hizmet için çok yararlıdır. Sosyal hizmet uzmanları, kendilerini etkileyen sosyal sorunları çözmek amacıyla birçok başarısız girişimde bulunmuş olan kişilere hizmet verir. Sistem bakış açısı eski sorunlar için yeni değişim stratejilerini göz önünde bulundurmaya ve farklı müdahale yolları belirlemeye yardımcı olur. Sorun çözme sürecinin bir parçası olarak sosyal hizmet uzmanları, sistemik düşünerek, çok sayıda ve kapsamlı değişim hedeflerini ve stratejilerini belirlemede müracaatçılarla daha yaratıcı bir şekilde iş birliğine girebilir.
Sistem Teorisi’ni sosyal bilimlere 1950’li yıllarda uyarlayan Ludwig von Bertalanffy, biyolojik olaylarla ilgili ilkeleri sosyal bilimlere ve davranış bilimlerine uygulayarak bunlara matematiksel açıklamalar getirmek istemiştir. Ona göre, bitkiler, hayvanlar ve insanlar birbirinden farklı canlı varlıklar olmalarına rağmen, örneğin hücre yapısı bakımından yapısal benzerliklere sahiptir. Bertalanffy bu gerçekten hareket ederek, farklı bilim dallarının ortak özelliklerini belirleyip hepsi için geçerli olabilecek ortak kavramlara ve ilkelere ulaşmayı tasarlamıştır. Ancak Bertalanffy’nin görüşü, önceleri deneye dayanmadığı için benimsenmemiş; daha sonra insan davranışlarına ve ilişkilerine açıklık getirdiği, sosyal sorunlara yol açan faktörleri, bunlar arasındaki etkileşimi ve sonuçlarını tanımlamada kolaylık sağladığı görülerek sosyal bilimlerde kullanılmaya başlanmıştır.
Sistem terimi, bir araya gelme – birleşme anlamına gelen Grek dilindeki systema sözcüğünden gelmektedir. Çağdaş anlamıyla sistem, düzenli bir şekilde etkileşim gösteren ya da bir bütün oluşturan karşılıklı bağımsız olan madde grubudur. Sistem, birbiriyle ilişkili güçlerin etkisi altında olan, birbiriyle etkileşen unsurlardan oluşan ve bir denge içinde ya da denge eğiliminde olan bir gruptur. Sistem kuramı, temel olarak insan sistemleri ile ilgili olmasına rağmen, sosyal hizmet uzmanları ve müracaatçılar fiziksel sistemleri (hava, su, besin, binalar, iletişim ve ulaşım gibi) de göz önünde bulundurur. Olgun insan sistemleri, göreli olarak dengeli ve tahmin edilebilir süreçlerden geçer. Bununla birlikte sistemler amaçlarına ulaşmak, dengeyi sürdürmek, hayatta kalmak ve kimliğini korumak için içsel ve dışsal süreçlere sürekli olarak tepkide bulunur ve uyum sağlarlar.
İnsan gereksinimleri, insanların parçası olduğu büyük sistemlerden bağımsız olarak ele alınamaz. Bu sistemler aile, küçük grup, toplum ve okul, sosyal kuruluşlar gibi sosyal kurumları kapsar. İnsanların tümü daha büyük sistemlere aittir ve bu sistemlerin kimi talepleri bireyler üzerinde baskı yaratır. Bu sistemler bireyin çevresini oluşturur ve bu sistemlerin talepleri bazen “çevresel talepler” biçiminde adlandırılır. Sosyal Sistemler Kuramı bu sistemlerin ve onların gereksinimlerinin belirlenmesinde bir anlayış sağlamaktadır. Sosyal Sistemler Kuramı’nın sosyal hizmet uygulamasındaki yararı konusunda çeşitli tartışmalar yapılmaktadır.






