İnsanlar Arası Farklılıklar ve Farklılıklara Göre Gereksinimler

İnsanlar Arası Farklılıklar ve Farklılıklara Göre Gereksinimler
A+
A-

Her bir toplum birbirinden farklı olarak yapılanmış olup, kültürel, ekonomik, coğrafi, siyasi ve sosyal olarak birbirinden farklılıklar göstermektedir. Her bir toplum içerisinde ise, o toplumun bireyleri birbirinden bölgesel olarak farklılıklar gösterebilmektedir. Daha da spesifik bakacak olursak aynı aile içinde yaşayan aile üyeleri temelde aynı kaynaklardan besleniyor gibi görünse de her bir aile üyesi arasında kişilik, sosyalleşme, yapıp etme, inanış, değer yargıları ve sorunlar anlamında farklılıklar vardır. Bu anlamda insanlararası farlılıklar mevcut olup, insanın biricikliği göz önünde bulundurulması gereken önemli bir etmenken, insanı bir bütün olarak kendi içinde ve çevresi içinde etkileşimleri ve kalıtsal olarak getirdikleri ile birlikte de ele almak gerekmektedir.

Sosyal hizmetten yardım isteyen kişiyi (grup, aile ya da toplulukları) tanımlamak, keşfetmek, gereksinimlerini diğerlerinden ayırt etmek ve buna uygun plan yapmak, o kişiye uygun güçlendirme stratejisi uygulamak için farklılıkları tespit etmek gerekmektedir. İnsan farklılığı insanı konu alan ve insanı çevreleyen yapılar açısından ortaya çıkmaktadır. İnsan farklılıkları üç farklı boyutta ele alınabilir. Bunlar; kültürel, sosyal ve bireysel farklıklardır. İnsanların kültürel farklıkları; insanın değerleri, aile ilişki kalıpları, kültürel kabulleri, iletişim kalıpları, eğitsel, dinsel özellikleri, toplumsal tarihi süreci, politik toplum yapısı, toplumun sosyal kontrolü gibi etmenlerle oluşmaktadır. İnsanın sosyal farklılıkları; ayrımcılık, ötekileştirilme, azınlık bilinci, güç ilişkisi, yaşam kalitesi sorunu, grup beklentileri, farklılığa yönelik değer yargıları ve gelişme açısından fırsatların varlığı gibi etmenlerden oluşmaktadır. İnsanların bireysel farklıkları ise benlik algısı, diğerlerine karşı tutumu, dil kullanımı, baş etme mekanizmaları ve kapasitesi, diğerleri ile ilişkiler, yaşam deneyimi, sorumluluk alma durumu gibi etmenlerden oluşmaktadır (Küçükkaraca, 2005).

İnsanların sahip olduğu bu çok yönlü farklılıkların bilgisi, insanların ortak ve farklılaşan gereksinimlerini ayırt etmede yol gösterici olmaktadır. Sosyal hizmet, insanların gereksinimlerini gidermek, baş etme mekanizmalarını arttırmak, genel bir deyişle sosyal işlevselliklerini arttırma hedefi taşımakta olduğundan, farklılık bilgisine sahip olarak, sorunların belirlenmesinde ve müdahalenin planlanmasında bu farklılıkları rehber olarak kullanmaktadır.

Sosyal hizmet uzmanı insanların gereksinimlerini karşılayabilmek için yardım etmede öncelikle bireyi, aileyi ya da toplumu tanımalı, müracaatçıya özgü farklılıkları bilmeli ve bu bilgi doğrultusunda gereksinimleri belirlemelidir. Sosyal hizmet mesleği için farklılıkların bilgisi, gereksinimlerin belirlenmesine zemin hazırlarken, farklılıkların ve gereksinimlerin bilgisi ise planlı değişim sürecinin tasarımı için ön değerlendirmeyi sağlamaktadır.

İnsan davranışlarını açıklayabilmek için sadece onların gelişim boyutlarını bilmek yeterli değildir. İnsanların içinde yetiştiği aile ortamı, yaşadıkları çevre, yaşadıkları çevrede hangi etkilerin altında büyüdükleri gibi etmenler insan davranışını açıklamada gereklidir. Nitekim insan gelişimi, çok yönlü ve karmaşık bir süreçtir ve kişi gelişim süreçlerinin etkisini ömrü boyunca taşımaktadır (Cüceloğlu, 2012). Bu anlamda sosyal hizmet uzmanı müracaatçılarını keşfederken ve sorunlarını çözüm için ele alırken onların gelişim boyutlarına ve onları etkileyen tüm faktörlere dikkat etmeli ve değerlendirmelerini bu doğrultuda yapmalıdır.

Çevresel Faktörler

Çeşitli coğrafi ve iklimsel özellikler toplumların farklı yerleşim özellikleri göstermesine, farklı kültürlere sahip olmasına ve bu kültürler içinde yaşayan insanların farklı yaşam tarzlarını benimsemesine neden olmuştur. Aynı zamanda insanların sosyal ilişkilerini, aile yapılarını ve giyim-kuşam tarzlarını hatta dinî inanışlarını şekillendirmiştir. Bir bölgenin coğrafi ve iklimsel koşullarından o bölgede yaşayan insanların nasıl bir psikolojide olduğu, davranış biçimlerinin ve sosyal ilişkilerinin nasıl olduğu ile ilgili değerlendirmeler yapılabilmektedir. Çevresel faktörler hem insan davranışına ve insan psikolojisine hem de insanların yaşam biçimine etki etmekte ve şekillendirmektedir.

Örneğin, Karadeniz ikliminin hâkim olduğu dağlık bölgelerde yaşayan insanlar daha çok birbirinden uzak, büyük bahçesi olan evlerde yaşamaktadırlar. Tarım yapabilmek ve coğrafi koşulların elverdiği şartlara uygun yerleşebilmek için bu şekilde düzen kurmuşlardır. Bu bölgedeki insanların iletişim tarzları, yaşam biçimleri ve mimari yapıları bir başka bölgeye göre farklıdır. Dolayısıyla burada yaşayan bir ailenin değerlendirilmesi söz konusu olduğunda bir başka bölgedeki aileden farklı olarak ele alınacaktır. Çevresel faktörlerin insan yaşayış biçimini etkilediği göz önünde bulundurularak burada yaşayan insanların gereksinimlerini değerlendirirken ve müdahale planı geliştirirken çevresel koşullar yol gösterici olacaktır.

Hava, su ve çevre kirliliği, sınırlı kaynakların giderek azalması, doğanın yapısında insanlar tarafından yapılan değişiklikler (örneğin baraj yapımı ya da termik santral kurulması vb.) gibi çevresel faktörler insan davranışına, psikolojisine, yaşam biçimine ve iş, aile yaşamına olumsuz etki edecektir. Bu olumsuz etkiler ise sorunlara neden olacak ve gereksinimleri ortaya çıkaracaktır.

Sosyal hizmet uzmanı müracaatçının davranışlarını açıklamada ve değerlendirmede, müracaatçının gereksinimlerini gidermede veya müracaatçının sorunları ile baş etmesine yol göstermede, müracaatçının çevresel koşullarını ve bu çevredeki tüm etkileşimleri tanımalı ve göz önünde bulundurmalıdır.

Sosyal Faktörler

Sosyal çevre, insan etkileşimlerini, bireyleri yönlendiren koşullar ve şartları içermektedir. Bireyler yaşamlarını sürdürebilmek, hayatta kalabilmek ve gelişmek için sosyal çevre ile etkin bir etkileşimde bulunmak zorundadır. Sosyal çevre insanların oturdukları evlerin tipi, yaptıkları işin türü, ulaşılabilir para miktarı, yasalar ve içinde yaşanan toplumun sosyal kurallarını içermektedir (Zastrow ve Kirst- Ashman, 2014).

Kişinin etrafında bulunan bütün sistemler onun sosyal çevresini meydana getirmektedir. Sosyal çevre ise sosyal grupların toplamından meydana gelmektedir. Sosyal grup, belirli bir ihtiyaç ve beklentiyi karşılamak için bir araya gelen, bir varlık ve birlik oluşturduklarının bilincinde olarak bazı sosyal kurallarla birbirine bağlı olan ve birbiriyle yüz yüze ya da uzaktan etkileşimde bulunan iki veya daha fazla insandan oluşmuş, görece süreklilik arz eden bir birlikteliktir (Türkkahraman, 2006). Sosyal çevre karşılıklı etkileşimden oluşan bir yapı olarak ifade edilmekte olup insanların yaşadığı sosyal çevre insanların yapıp etmelerini, düşüncelerini, yaşam tarzlarını, aile yaşamlarını, komşuluk ilişkileri ve arkadaşlık ilişkileri gibi tüm etkileşimde bulunulan sistemlerle ilgili yapıyı etkilemektedir. Nitekim Turan (2012); sosyal çevreyi aile, akraba, arkadaşlar, komşular ve iş yerindeki ilişkilerin oluşturmakta olduğunu, toplumun politik ve ekonomik yapısı, yasalar ve kuralların da bireyin sosyal çevresini oluşturan diğer unsurlar arasında yer aldığını ifade etmektedir. Johnson’a (1998)’a göre; insanların çevresindeki ekonomik etmenler, eğitim sistemi, nüfus yoğunluğu, politik sistem, sosyo-kültürel sistem, insanlara verilen hizmet sistemleri, sosyal yardım sistemleri, medya, geçim kaynakları ve kültürel etkileşimler sosyal çevreyi oluşturmaktadır (akt. Duyan, 2010).

Her ekonomik olayın aynı zamanda sosyal bir olay olması, aynı zamanda her politik olayın ise ekonomi ve sosyal yaşamı etkilemesi nedeniyle tüm sistemlerin iç içe etkileşim hâlinde oldukları görülmektedir. Sistemlerin etkileşimleri sonucunda işlevlerinde yaşanan aksamalar ve bu aksamalardan doğan yanlış uygulamalar ise sosyal sorunlara neden olabilmektedir. Sosyal sorunların çözümü için sorunlara neden olan sistemlerin yapı ve işlevlerinde değişimin olması ve gelişimin yaşanması gerekmektedir. Gereksinimlerin ortadan kalkması ve çözüme ilişkin uygulamaların gerçekleştirilmesi için ise gereksinimlere ilişkin doğru analiz ve değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir. Sosyal hizmet uzmanı müracaatçıyı değerlendirirken yaşanılan toplumun ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel yapısını da değerlendirerek karar aşamasını gerçekleştirirken, aynı zamanda o toplumun sistemlerarası işleyişinde yaşanan aksaklıkları belirler ve politikalara ilişkin çözüm önerilerinde bulunmaktadır.

Sosyal hizmet uzmanı müracaatçısını değerlendirirken müracaatçısını yaşadığı sosyal çevresinden ayrı düşünemez. Bu anlamda sosyal hizmet uzmanı müracaatçının gereksinimlerini onun gelişim boyutları ile birlikte onun yaşadığı sosyal çevredeki etkileşimleri de ele alarak değerlendirmelerini yapmalıdır. Müracaatçının davranışlarını açıklamada ve değerlendirmede, müracaatçının gereksinimlerini gidermede veya müracaatçının sorunları ile başetmesine yol göstermede, müracaatçının sosyal çevresini ve bu çevredeki tüm etkileşimlerini tanımalı ve göz önünde bulundurmalıdır.

Kültürel Faktörler

Kültür, bireylerin ait oldukları toplumsal grup ve yapı içinde şekillenen özgün yaşama biçim ve alışkanlıklarının ruhsal ve toplumsal algı yoluyla ortaya koyduğu imgesel, düşünsel ve toplumsal bir süreçtir. Kültür insanların yaşama biçimlerini ifade etmektedir. İnsanların duygu, düşünce, ahlak, inanç, eylem ve yönelimlerinden meydana gelen yaşama biçimleri toplum yapısında anlam ve nitelik kazanmaktadır.

İnsanların yaşadığı daha geniş bir toplumu tanımlayan, paylaşılan tavırların, değerlerin, amaçların, manevi inançların, toplumsal beklentilerin, sanatların, teknolojinin ve davranışların bir düzenlenişi olan kültür, insan farklılıklarının önemli bir yönüdür (Zastrow ve Kirst- Ashman, 2014). Sosyal hizmet uzmanı müracaatçıların çeşitli kültürel değerlerini, inançlarını, davranışlarını anlaması için müracaatçının içinde yaşadığı kültürü bilmelidir. Özellikle toplumun içinde mevcut kültürlerarası farklılıkların ve benzerliklerin bilinmesi kişilerarası iletişimin keşfedilmesini ve toplum bireylerinin bir bütün olarak kültür farklılıkları ile birlikte değerlendirilmesini sağlamaktadır. Sosyal hizmet uzmanı kültürlerarası farklılığın farkındalığına sahip olarak kültürlerarası uyumu sağlayabilir ve uyum sorunu yaşayan bireylere yol gösterebilirler.

İnsanların gereksinimlerinin temelinde yatan en büyük etkenlerden biri olan kültür, insan davranışlarının nedenini ve sorunların temelini açıklamada önemli bir kılavuzdur. Bireyin ya da bireyin içinde yer aldığı toplumun inançları, kültürel sistemi, toplumun tarihi, siyaseti ve toplumun normatif davranışları hakkında bilgi sahibi olmak hem toplumun gereksinimleri hakkında bilgi sahibi olmayı hem de toplumsal davranışın nedenini ortaya koymak adına önemli verilerdir. Bu bilgi sosyal hizmet uzmanına sadece o toplumdaki insanların davranışlarının nedeni ve gereksinimlerin kaynağı ile ilgili bilgi vermeyecek aynı zamanda gereksinimleri gidermede ve sorunlara çözüm arayışında ışık tutacaktır. Örneğin kız çocuklarının ergenliğe girmesi ile evlenmesi eş zamanlı görülen bir toplumda kız çocuklarının evlendirilemeyeceği, onların daha reşit olmadığı ve bu haklarının kanunlar ile güvence altına alındığı ile ilgili uygulama yapmadan önce sosyal hizmet uzmanı o toplumda yaşayan bireylerin davranış kalıplarının kültürel değerlerle sıkı sıkıya bağlı olduğu gerçeğini bilmelidir.

Biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve kültürden gelme etmenlerin kendini en çok gösterdiği insan gelişim dönemi ergenlik dönemidir. Gelişimsel boyutların ve çevresel faktörlerin insan davranışı ve gereksinimlerini şekillendirme etkisine bakarken bireyin hangi gelişim döneminde olduğu büyük önem taşımaktadır. Her bir insanın gelişim döneminin özelliğinin farklı olduğu bilinmelidir. İnsan farklılıkları ve çevresel faktörleri ise bu bilgi ile birlikte değerlendirmek gerekmektedir.

Sosyal hizmet insan ve sosyal sorunları anlamada bütüncül bakışı gerekli kılmaktadır. İnsan doğası çeşitli ve farklı olabildiği gibi her bir bölgenin farklı yapısı ve işleyişi vardır. Sosyal hizmet müdahalelerinde uygun müdahalenin gerçekleştirilmesinde tüm boyutlarda yetkin olan sosyal hizmet uzmanlarının önemi kaçınılmazdır. Sosyal hizmet uzmanı insanı konu alan tüm disiplinlerden yararlanmak durumundadır. İnsan davranışlarının anlaşılması ve keşfedilmesi, gereksinimlerin ortaya çıkarılması ve sorunların çözümü için çok yönlü bir bakışı olan sosyal hizmet uzmanının yine müdahalelerini sistematik ve diğer etmenleri de göz önüne alarak yapması gerekmektedir.

Sosyal hizmet bireyin gelişiminde bireyi güçlendirmek ve kendine yeter hâle getirmek için çabalamaktadır. Sosyal hizmet uzmanı bireylerin iyilik hâlinin en üst düzeyde tutulması için sistematik bir biçimde yöntem ve teknikler kullanarak gerçekleştirmektedir. İnsanın gelişim boyutlarında meydana gelecek herhangi bir aksaklıkta onun iyilik hâlinden bahsetmek mümkün olmamaktadır.

Sosyal Sorunlar

Küreselleşen dünyada toplumlar arasında her ne kadar farklılık olsa da meydana gelen değişimlerden toplumlar doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmekte ve toplumsal değişimler sadece bir topluma özgü olmaktan ziyade tüm toplumları etkiler hâle gelmektedir. Toplumsal değişim ile meydana gelen en önemli nokta ise toplumda yaşanan dönüşüm ile birlikte sosyal sorunların ortaya çıkışı ve toplumların bu sorunlara çözüm arayışıdır. Toplumsal yapıda meydana gelen değişim ve dönüşümler toplumların her zaman gelişim ve ilerleyişini sağlayamamaktadır. İnsanların ihtiyaçlarına karşılık gelen her bir değişim aynı zamanda beraberinde bir uyumsamayı getirir ki bu da sosyal sorunlara neden olmaktadır.

Sosyal olan, her şeyden önce insanla ilgili olandır. Sorun, uyum sağlayıcı bir işlevsellik için bir tepki gerektiren ancak birey ya da bireylerin karşılaştığı bir ya da daha fazla engel nedeniyle etkili bir tepkinin hâli hazırda olmadığı herhangi bir yaşam durumu veya görevi tanımlanmaktadır (Duyan ve Gelbal, 2008). Bu tanıma göre insanların temas halinde olduğu ve karşılıklı etkileşimlerinin mevcut olduğu her sistemde sosyal sorunlar ile karşılaşmanın mümkün olduğu söylenebilir. İnsan hem kendi içinde yaşadığı çevreden etkilenmekte hem de etkilemektedir.

Nüfus yapısındaki değişmeler, giderek artan yoksulluk ve sosyal dışlama, giderek artan göç nedeniyle sosyal sorunların ulusal boyutlardan uluslararası boyutlara taşınması, iletişim ve bilgi teknolojilerinde meydana gelen değişimler gibi sosyal sorunlar küreselleşen bir boyut kazanmıştır. İnsanların yaşadığı yoksulluk, dışlanma gibi sorunlara, göçle birlikte yeni sorunlar eklenmiş; bu durum sosyal hizmete ve sosyal hizmet uzmanlarına yeni rol ve işlevler yüklemiştir. Sosyal hizmet uzmanlarının göç nedeniyle oluşan çok kültürlü toplumlardaki farklı etnik, kültürel ve siyasal geçmişleri olan insanların gereksinimlerine farklılık bakış açısıyla yaklaşmalarını gündeme getirmiştir. Göç, farklı ülkelerde hizmet veren sosyal hizmet uzmanlarının iş birliği içinde ve birlikte çalışması gereğini de ortaya çıkarmıştır. Bu durum farklı ülkelerde farklı şekillerde gerçekleştirilen sosyal hizmet uygulamalarının da uluslararası düzlemde birbiriyle uyumlu hâle gelmesine neden olmuştur (Duyan, 2010). Sosyal sorunların tanımlanması ve belirlenmesi, bu belirlemeler sonucunda çözüm arayışının sistematik bir işlev kazanması, plan, uygulama ve politikaların uluslararası düzlemde birliğinin sağlanması gibi akıl yürütmeler sosyal politikaların oluşumu ve bu çatıda sosyal hizmet uygulamaların şekillenmesini sağlamıştır.

Duyan ve arkadaşları (2008), sosyal sorunların iki şekilde tanımlanabileceğini ifade etmektedir. Birincisi, insanların fiziksel, zihinsel, ekonomik refahı, tüm yeteneklerini geliştirmesi ve tüm olanaklarını kullanması ile ilgili sorunlardır. İkincisi ise insan doğumundan itibaren toplumsal yaşamda çeşitli kurumlar (aile, din, ekonomi, mesleki) içinde yer alır yani birçok sisteme bağlı olarak yaşar ve bu durum sosyal yapı sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. İnsanların fiziksel ve zihinsel durumlarına ilişkin sorunlarını, kişinin sağlığı ve bedensel gelişimi ile ilgili sorunlar ifade ederken, yaşam olanakları ile ilgili sorunlar iş yaşamı ve bununla ilgili hastalık, sakatlık, işsizlik, yaşlılık gibi sorunlardır. Bunun yanında kişinin bedensel, ruhsal gelişimi, kişiliğinin yetenek ve olanaklarının geliştirilmesi ile ilgili eğitim, öğrenim, toplumsal hayatta ilerlemesi gibi sorunları kapsar. Sosyal yapı sorunlarını ele aldığımızda, insan tek başına yaşayabilen bir varlık olmadığına ve doğduğu andan itibaren çeşitli ve farklı sistemler arasında yaşamak zorunda olduğuna göre, bireyin sosyal sorunları ancak içinde yaşadığı sosyal yapı sorunlarının çözümleri ile mümkün olmaktadır.

Suç, yoksulluk, tıbbi bakım konularında eksiklik, madde bağımlılığı, savaş, göç ve birçok diğer davranış veya durumlar sosyal problemler olarak görülmektedir. İnsan gereksinimleri sonucunda ortaya çıkan sosyal problemler birbirleri ile yakından ilişkilidir. Genellikle bir sorun alanı diğer bir sorun alanını ortaya çıkarabilmektedir (Korrnblum ve Julian, 2012). Dünyada yaşanan hızlı değişim ve gelişim süreci teknolojik ilerlemeyi ve toplumsal gelişimi sağlarken, eş zamanlı olarak sosyal sorunların çeşitliliğini arttırmıştır. Günümüzde sosyal sorunlar çeşitlilik ve farklılık göstermekle birlikte tarih boyunca sosyal sorun olagelmiş başlıca sorun alanları kısaca ifade edilecektir.

Yoksulluk

Yoksulluk sorunu, dünyanın en önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkeler arasında yaşanan gelir eşitsizliği, aynı zamanda aynı ülke içinde farklı toplumsal kesimler arasında yaşanan gelir eşitsizliği giderek artmaktadır. Bu anlamda yoksulluğu sadece ekonomik bir yoksunluk olarak ele almak doğru görülmemektedir. Yoksulluğun çok boyutlu etkilerinden bahsetmek mümkündür. Ekonomik ve sosyal değişkenler, kültürel etmenler ve bireysel etmenlerin rol aldığı yoksulluk sorunu bireyden topluma her kademeyi etkilemekte ve sonuçları itibari ile yeni sorunların da başlangıcı olmaktadır. Yoksulluğun en çok etkilediği nüfus kesimleri eğitim düzeyi düşük, çalışmayan, çok çocuklu büyük ailelerden gelen bireyler olarak tanımlanmaktadır.

Yoksulluğun bölgesel analizine bakıldığına kırsal bölgelerde yoksulluğun şiddetinin kentsel bölgelere göre daha çok olduğu görülmektedir. Fakat gelir dağılımı oranlarına bakıldığında ise kentsel bölgelerde bu oranın daha oransız olduğu görülmektedir. Kırsal bölgelerin daha az gelişmişlik düzeyine sahip bölgelerinden, kentsel bölgelerin gecekondu bölgelerinin yoksulluğa karşı daha dirençsiz olduğu görülmektedir. Yoksulluktan öncelikle etkilenen bireyler kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, iç ve dış göç yaşayan insanlar ve sığınmacılardır. Yoksullukla birlikte sağlık sorunlarının yaşanılması kaçınılmazdır. Bunun yanı sıra eğitim sorunu, toplumsal yapıda yaşanan çözülmeler ve eşitsizlikler yoksulluğun beraberinde getirdiği genel sorunlardır (Tufan ve Karataş, 2003).

Yoksulluk ile mücadelede ihtiyaç analizinin doğru yapılması ve gerekli sosyal politika ve hizmetlerin düzenlenmesi, ihtiyaçlara karşılık gelen hizmetlerin çözüm odaklı uygulamalar ile yürütülmesi gerekmektedir. Sosyal yardım hizmetinin gerekli incelemeler dahilinde doğru destek programlarının eşliğinde veriliyor olması sağlanmalıdır. Bireyleri sosyal yardımlara bağımlı kılacak uygulamalardan uzak, bireylerin iyilik hâllerinin sağlanarak kendi yaşamlarını geliştirdikleri baş etme mekanizmaları sürdürmeleri sosyal hizmet uygulamaları ile gerçekleştirilmelidir.

Göç

Tarih boyunca yaşanan göç olgusu pek çok sorunun nedeni olmuş, sorun alanı çeşitliliğini arttırmıştır. Göçün ne nedenle gerçekleştiği ve göçün türü sorunların çözümünde müdahaleleri farklılaştırmaktadır. Bir kişi, aile, grup ve topluluğun ekonomik, politik, kültürel vb. nedenlerle sürekli içinde yaşadığı toplumdan kalkarak başka bir toplumda yerleşme ve yaşama amacıyla yer değiştirmesi göç olarak tanımlanmaktadır (Tomanbay, 1999). Göç, iç göç ve dış göç olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İç göç ülke sınırları içinde köyden kente ya da kentten kente olmak üzere nüfus hareketliliğini sağlamaktadır. Dış göç ise ülke sınırları dışına yapılmaktadır.

Genel olarak göçün nedenleri; açlık, savaş, şiddet, iklim koşulları, siyasi, dinî, eğitim, işsizlik, sanayileşme ve ekonomiktir. Son dönemlerde gerçekleşen göçlerin en temel nedeni küreselleşmenin getirdiği ekonomik ve sosyal dengesizlikler ve eşitsizliklerdir (Duyan ve ark, 2008). Daha iyi yaşam standartlarının olabileceği düşüncesi ile insanlar göç etmektedir. İnsanlarda oluşan bu beklenti aksine, gittikleri bölgelerde ya da ülkelerde yeni sosyal sorunlara neden olmaktadır. Hızlı kentleşme, bununla birlikte gelen çarpık kentleşme ve gecekondulaşma ve insanların yaşadığı kültürel ve sosyal uyum sorunu özellikle büyük kentlerde önemli bir sorun hâline gelmektedir. Yaşanılan bu sorunlarla ilgili göç edenler sosyal hizmetlere gereksinim duymakta ve doğrudan ya da dolaylı uygulamalarla bu hizmetlerden yararlanmaktadırlar.

Suç

Toplumdaki fonksiyonel bütünleşmeyi engelleyen bir sorun olarak tanımlanan suç, ahlaki düzendeki bozulma ve hızlı sosyal değişimlerin gerçekleşmesi ve anomalinin ortaya çıkması ile onu takip eden süreçte toplumda yaşanmaktadır. Ceza sistemi ise bozulmuş dengeyi ve huzuru tekrar sağlamayı hedeflemektedir. Bu anlamda ceza, sosyal kontrol aracı olarak görülmektedir. Cezanın bir diğer işlevi ise caydırıcılığı sağlamak olarak ifade edilmektedir.

Suç kuramları, suç işleme davranışını sosyal sistemlerdeki bozulma ve dengesizlik sonucu çıkabileceği gibi kalıtsal bir şekilde var olan dürtünün açığa çıkması olarak da açıklamaktadır. Suçun ortaya çıkmasına neden olan birçok etmen olabilir fakat burada sosyal hizmet önemli iki noktada işlev göstermektedir. Öncelikle bireyin suç işlemeden önce suç işleme nedenleri analiz edilerek koruyucu önleyici hizmet geliştirerek suç davranışını önlemektir. Diğer bir işlevi ise suç davranışı ortaya çıktıktan sonra bu davranış sonucunda etkilenen tüm sistemlere ilişkin müdahale geliştirmektir. Sosyal hizmet suçluluk alanında müracaatçıların tedavi ya da rehabilitasyonunda önemli rol oynamaktadır. Sosyal hizmet uzmanı hem sorunun analizinde hem de çözümünde aktif rol almaktadır. Sosyal hizmetin bir diğer işlevi (bu işlev sosyal hizmetin birinci işlevine dahil edilebilir) ise ceza ve adalet sistemine ve sosyal hizmet politikalarına etki eden politikalar geliştirmektir.

Aile, Çocuk ve Gençlik

Sosyal hizmet; aile, çocuk ve gençlik alanındaki refahın ve sosyal işlevselliklerinin arttırılması, iyilik hâllerinin en üst düzeye çıkarılması için müdahaleleri gerçekleştirmektedir. Ailede yaşanan parçalanma, çocuğun ihmal ve istismar edilmesi, çocuk ve gençlerde madde kullanımı, akademik yaşamdaki başarısızlık ve çocuk, ergen-ebeveyn anlaşmazlığı gibi sorunlara ilişkin çözüm odaklı müdahalelerin geliştirilmesi, ihmal ve istismara uğrayan çocuklar ve gençler için kurum bakımı, evlat edindirme ve koruyucu aile hizmetlerinin gerçekleştirilmesi sosyal hizmetin görevleridir.

Hızla gelişen ve değişen toplum ve bunun getirdiği sorunlar aile yapısında ve işlevlerinde değişikliklere neden olmaktadır. Aile içinde değişen roller ve işleyiş aile içi sorunlara neden olmakta aile içi iletişim ve sorumluluk gibi olgularda dönüşüm yaşanmaktadır. Bu anlamda desteğe ihtiyaç duyan aile üyeleri için sosyal hizmet sorunlarla baş etmede yardım etmekte, yönlendirmekte ve danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Ailenin çocukları ile olan iletişimi, aile üyelerinden yaşlıların bakımı, eşler arası iletişim, ergenlik dönemi sorunları ve aile yaşam döngülerine ait krizler gibi birçok durumda ve bu evrelerle ilgili yaşanan sorunlarla ilgili sosyal hizmet sunmakta ve yol göstermektedir.

Kadın

Bir toplumdaki kadın ve erkek arasındaki eşitliğin düzeyi o toplumun gelişmişliğini gösteren en önemli ölçüttür. Toplumsal cinsiyet rollerinde kadına yüklenen rollerin kültürel ve dinsel ögeler ya da toplumsal kurallar ile dengesiz olması ve bu rollerin sadece kadınlardan bekleniyor olması ise bu dengesizlikle birlikte kadın aleyhine sorunu meydana getirmektedir. Kadının toplumda, ailede, ev işlerinden sorumlu ve çocukların yetiştirilmesi ile ilgilenen, bunun dışındaki varlığı engellenen bir birey olması kadın sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Kadının üretime katkıda bulunan, politikalara yön veren ve yapan, ülke yöneten, icat eden bir bireyin dışında sadece tüketimde yer alan bir birey olarak görülmesi ve ötekileştirilmesi toplumun en büyük sorunlarından biridir. Hakların eşit dağıtımı ve bireyin kendini gerçekleştirmesi bir devletin varlığının gerekçesi olup, vatandaşların tümünü kapsaması ise ilk adımıdır. Aksi halde eşitlikten bahsedilemez.

Toplumda kadınların eğitim açısından, çalışma yaşamı açısından, aile içinde eşit haklara sahip olmaması, kadının toplumda ve aile içinde şiddete maruz kalması, kadını yoksulluğa itmekte, eğitimden yoksun bırakmakta ve istismara uğratmaktadır. Kadının toplum içerisinde eşit haklara sahip olmaması, diğer bir açıdan hakları kanunca korunsa dahi uygulamada yürütülmemesi kadınları yaşama karşı güçsüz bırakmaktadır.

Kadınlar toplumda yaşadıkları ötekileştirilme, geleneksel inançlar, ekonomik anlamda güçsüzlüğü, eğitimsizlik, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi birçok nedenle ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmaktadır. Bu şiddet psikolojik, fiziksel, cinsel ve ekonomik olarak kendini göstermekte olup dünyanın her bir yerinde kadınlar bu hak ihlali ve vahşete maruz kalarak yaşamlarını yitirmektedir. Bu şiddeti ortadan kaldırmak ve şiddete neden olan tüm etmenleri tespit ederek koruyucu ve önleyici önlemler geliştirmek sosyal hizmet uzmanının temel görevleri arasında yer almaktadır.

Kadınların toplumsal, kültürel ve dinsel gerekçelerle toplumda öteki olarak gösterilmesi ve yaşaması yüzyıllardır aşılmaya çalışılan bir sorun iken sosyal hizmet kadınların hak savunuculuğunu yaparak kadınların toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında eşit bir şekilde bir birey olarak yer almasını sağlamak ve güçlendirilerek katılımlarını tüm bireyler ile eşit düzeye getirmek gibi görevler üstlenmektedir.

Yaşlılık

Doğum artış hızındaki azalma, hastalıkların tedavisinde yaşanan teknolojik gelişmeler ve ölüm oranlarında yaşanan azalma gibi nedenlerle ortalama yaşam beklentisi artmaktadır. Bu durum toplumdaki yaşlı nüfus oranının artmasına neden olmaktadır. Yaşlılığın getirdiği bazı biyolojik sorunlar, aile yanında yaşlı bakımı, bakımını üstlenecek kimsenin olmamasından kaynaklı yaşlı kurum bakımı gibi nedenlerle sosyal hizmet müdahaleler gerçekleştirmektedir. Aynı zamanda temel bakım ihtiyaçlarının dışında yaşlıların toplumsal yaşama aktif ve üretken bir biçimde katılımını sağlamak ve sağlıklı yaşlanmalarına destek olmak büyük önem taşımaktadır. Sosyal hizmet sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliği sağlama, temel bakım hizmetlerini sağlama, sosyal işlevselliklerini arttırma, yaşlılığın en büyük sorunlarından biri olan sosyal destek mekanizmalarının sağlanması ve yalnızlığın giderilmesi gibi birçok hizmet sağlamaktadır. Sosyal hizmet yaşlılık dönemindeki yaşlı bireylerin iyilik halini en üst seviyede tutmak ve aktif ve üretken bir yaşama katılım sağlamak adına müdahaleler yapmakta aynı zamanda koruyucu önleyici hizmetler vermektedir.

Engellilik

İnsanın bedensel, zihinsel, ussal ve ruhsal işlevlerini özünden kaynaklanan nedenlerle tam olarak yerine getirememe durumu özürlülük olarak tanımlanmaktadır (Tomanbay, 1999). Engellilerin saptanması, korunması, bakım ve rehabilitasyonu ve toplum içinde bağımsız olarak yaşamasını sağlayıcı hizmetleri planlamak, var olan hizmetleri geliştirmek ve müracaatçının farklılıklarına göre müdahale geliştirerek uygulama yapmak sosyal hizmetin sorumluluğudur. Sosyal hizmet uzmanı sadece engelli müracaatçının bireysel gereksinimlerini gidermeye yönelik hizmetlerde bulunmaz aynı zamanda engellilerin istihdamını sağlamada ve gereksinimlerini karşılamak için gerekli olan kaynak ve fırsatlara ulaşmak ve bunları müracaatçılar için erişilebilir kılmak ile de görevlidir. Engellilerin sosyal uyumunu sağlamak ve toplumda farkındalığı arttırmak ile engelli yakınları ve aileleri ile de sosyal hizmet uygulamalarını yapmak da yine sosyal hizmet uzmanının görevleri arasında yer almaktadır.

Ayrımcılık

Ayrımcılık kavramı olumlu ve olumsuz olmak üzere iki farklı anlama sahiptir. Ayrımcılık kavramının olumlu anlamı “iki ayrı özne, düşünce, durum ya da uyarıcı arasındaki ayrıştırma süreci” olarak ifade edilmektedir. Ayrımcılık kavramının olumsuz anlamı “insanlara yönelik, ırk, cinsiyet, din ve etnisite gibi özelliklerin temelinde ön yargı ve kötü muamelenin olması” olarak tanımlanabilir. Irka dayalı ayrımcılık ve etnik ayrımcılık, azınlık grubunun üyelerinin imkânlara, yerleşim alanlarına sahip olmasını, dinî ve sosyal organizasyonlara üye olma, politikaya katılma, toplum hizmetlerine eşit ulaşım hakkının engellenmesini kapsamaktadır.

Ayrımcılık, insanların belli bir kategoriye ait olmaları nedeniyle bu kategorinin dışında yer alanlar tarafından eşitsiz davranışlara ve fiziksel eylemlere maruz kalmalarına neden olmaktadır. Bu ayrımcı tutum ise ön yargılı tutumlardan kaynaklanmaktadır. Ayrımcılık sadece tutumlardan ibaret değildir; aynı zamanda ayrımcılık sonucu ortaya çıkan kaos, savaş ve devamında yaşanan yoksulluk, eğitimsizlik gibi bir çok sorun fiilî olarak yaşanmaktadır (Zastrow, 2014). Sosyal hizmet tüm insanların eşit haklara sahip olduğu ve bu eşit haklar doğrultusunda muamele görmesi gerektiği ilgili temel savı ile birlikte bireylerin özellikle ayrımcılığa uğrayan bireylerin hak savunuculuğunu üstlenmektedir. Bunun yanında ön yargılı tutum ve davranışlarda bulunan bireylerin ve toplumların davranış değişikliğini sağlamak ve ayrımcılık karşıtı farkındalıklarını arttırmak için görevlidir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.