Bu parçada verilmek istenen mesajı bir cümle ile yazınız.

DÜNYA’YI KİM BOYADI?
Sınıfla birlikte sinemadaydık. Türkiye’deki zengin bitki örtüsünü anlatan bir belgesel seyrediyorduk. Bin bir tür çiçek, bitki, ağaç, meyve ve sebze vardı. Hiçbiri birbirine benzemiyordu ve her biri ayrı ayrı çok güzeldi. Rengârenk bir bahçenin içindeydik sanki.
Hayran hayran seyrederken belgeseldeki her şey birden gerçeğe dönüşüverdi. Bir bitki tüneline girdim. Tünelin çıkışında öyle parlak bir ışık vardı ki gözlerim kamaştı. Kapadım gözlerimi.
Geldiğim yer mis gibi kokuyordu. Hafif bir rüzgâr vuruyordu yüzüme ve burnuma harika kokular getiriyordu. Çiçek kokusuydu bu. Merakla gözlerimi açtım. Açtım ama sadece parlak bir ışık vardı. Hiçbir şey yoktu ortalıkta. Ayaklarım yere basıyordu ama yer bile görünmüyordu. Sadece hissediyordum.
Sonra bir adım attım ama ilerleyemedim. Bir yere çarptım. Gözlerimi iyice açtım yine de hiçbir şey görünmüyordu. Elimle yokladım, önümdeki bir ağaçtı. Ellerimle yoklayarak ağacın yanından yürümeye devam ettim. Her yer farklı bitkilerle, ağaçlarla ve çiçeklerle doluydu. Hepsini ayrı ayrı kokladım. Şimdiye kadar hiç bilmediğim güzellikte kokularla tanıştım ama bu kokuların kaynağını neden göremiyordum!
Sonra biri seslendi. “Renksiz diyara hoş geldin.” O da ne demekti? Şaşkınlıktan cevap veremedim. Bir türlü göremediğim bu kişi konuşmaya devam etti.
“Burada, yaşadığın dünyadaki her şey var dostum! Tek fark, her şeyin renksiz olması…” Nasıl olabilirdi böyle bir şey? Şimdiye kadar böyle bir şey olabilme ihtimali aklımın ucundan geçmemişti. Burada insanlar nasıl yaşıyorlardı? Hayvanlar için bile renkler çok önemliydi. Burada anne kuşlar yavrularının gagalarını nasıl görüyor, onları nasıl besliyorlardı? Hatta bazı hayvanlar için renkler hayati öneme sahip… Mesela arılar insanlardan daha iyi bir renk görüşüne sahip oldukları için çiçeklerin bizim göremediğimiz renklerini bile fark edebiliyorlar. Böylece balözü bulabiliyorlar. Bazı böcekler morötesi ışınımları göremese avlarının peşine düşüp beslenemezler bile… O hâlde bu renksiz diyar hiç onlara göre değil. Hepimiz için renkler ne kadar önemliymiş meğer! Kırmızı ne güzel bir renkmiş, yeşil muhteşemmiş. “Renklerimi istiyorum ben, sarı, turuncu, mavi… Neredesiniz?” Hayal kırıklığı içinde renklerin isimlerini sayıklıyordum. Kaybettiğim renkleri bir bir ararken omzuma bir el dokundu. “Hadi, film bitti, gidiyoruz.”
Öğretmenin sesiyle uyandığımda her şeyin bir rüya olduğunu anladım. Sinema salonundan çıktığımızda sanki gözleri ilk kez gören biri gibiydim. Her şey ne kadar güzeldi. Renkler, dünyamızdaki her şeye vücut veriyordu. Yeşilin tonları, mevsimlerin renkleri, dünyanın değişen elbiseleri… Ormandaki, göldeki, sokaktaki doğal resimler… Güneşin ışığı karşımdaki ağacın yapraklarının arasından altın gibi ışıldıyordu. Önümden uçan kelebeğin minicik kanadına mavinin her tonu ince bir nakış gibi nasıl işlenmişti? Bir kedi geçti önümden, kendi bembeyaz, gözleri ise masmavi… Peki ya bu harika renkleri algılayan gözlerimiz, beynimiz… Onları kim bu kadar mükemmel yaratmıştı? Işığı kim yaratmıştı? Işığın, gözlerimizin, renklerin ve her şeyin Yaratıcısına bir kez daha teşekkür ettim. O’nun gücüne bir kez daha hayran kaldım. O ve yarattığı her şey mükemmeldi. Elbette gözleri görmeyen insanlara verdiği başka yetenekler de bu mükemmel dengenin bir parçasıydı. Gelişmiş kulakları ve müziğe yetenekleri… Duyarlılığı giderek gelişen parmak uçlarıyla onlar da dünyaya başka gözlerle bakıyorlardı.
Bu parçada verilmek istenen mesajı bir cümle ile yazınız.
Verilmek istenen mesaj: Renkler ve doğa, hayatın ve dünyamızın güzelliğini oluşturan önemli unsurlardır. Bunları fark etmek, yaratıcının mükemmelliğini ve insanların bu dengeye katkılarını takdir etmek, her şeyin ne kadar değerli olduğunu anlamamıza yardımcı olur.
Açıklama: Bu parçada, doğanın ve dünyamızın güzelliklerine dair derin bir farkındalık oluşturuluyor. Hikayede, bir öğrenci, sınıfça izledikleri bir belgeselin ardından rüya gibi bir dünyada uyanıyor ve renklerin olmadığı bir diyarda yaşadığını keşfediyor. Renklerin eksikliği, onun için önce bir anlam karmaşasına yol açıyor; çünkü renkler, doğanın ve hayatın en belirgin özelliklerinden biridir. Ancak renklerin olmadığı bir dünyada, çiçeklerin, ağaçların kokularını ve farklı bitkilerin varlığını hissediyor, ancak bunların kaynağını göremiyor. Bu da renklerin hayatımıza kattığı anlamı ve doğayı algılama şeklimizi gözler önüne seriyor.
Renklerin bu kadar değerli olduğunu fark etmek, bize her şeyin ne kadar mükemmel yaratıldığını hatırlatıyor. Doğanın, hayvanların, bitkilerin ve insanın birbirine bağlı olduğu bu dünyada, renklerin bir anlamı var. İnsanlar için renkler yalnızca estetik bir değer değil, aynı zamanda hayatta kalmak için gerekli olan bilgiler de taşır. Örneğin, arılar renkleri kullanarak balözü bulurlar, ya da bazı hayvanlar renkler sayesinde hayatta kalabilirler. Ancak, renklerin sadece bu pratik faydalarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda estetik ve duygusal bir boyutunun da bulunduğunu gösteriyor bu parça. Renkler, dünyamızın ve hayatımızın güzelliklerini daha derinlemesine algılamamızı sağlar. Bu farkındalık, dünyadaki her şeyin yaratıcısına duyulan hayranlığı artırır.
Bir diğer önemli mesaj da, insanların farklı algılayış biçimleriyle dünyayı farklı gözlerle görmeleridir. Görme engelli insanlar, renkleri ve görsel dünyayı başka duyuları aracılığıyla hissedebilirler. Gelişmiş kulakları, müzik yetenekleri ve dokunma duyularıyla dünyaya farklı bir bakış açısı getirirler. Bu durum, her bireyin farklı yeteneklerle bu dünyaya katkı sağladığını gösteriyor. Yaratıcının her şeyi mükemmel şekilde tasarladığına ve her bireyin potansiyelinin bu tasarımın bir parçası olduğuna vurgu yapılıyor. Bu anlatı, insanın doğayla uyum içinde yaşamasının önemini vurgular ve gözlemlerimizle, duyularımızla, hislerimizle dünyamızı nasıl daha zengin bir şekilde algılayabileceğimizi gösterir.
Sonuç olarak, bu parça insanları doğanın güzelliklerini daha derin bir şekilde takdir etmeye ve her şeyin ardındaki yaratıcının gücüne hayran kalmaya davet eder. Renkler, yaşamın ve doğanın bir parçasıdır, ancak bunları kaybettiğimizde dünyayı algılama şeklimiz değişir. Bu farkındalık, insanları doğaya, hayatımıza ve dünyaya olan bakış açılarını sorgulamaya yönlendirebilir.






